Üstüme kuma koklatmam!

Son yazıda küçük bir mavi kutu içinde, nedir şimdi bu iş diye sormuştuk. Sen İstanbul'da bizim gibi okumuş etmiş geçinen kadınların bile tek virüsle hayatını karartan bilgisayarlarla haşır neşir ol...

Son yazıda küçük bir mavi kutu içinde, nedir şimdi bu iş diye sormuştuk. Sen İstanbul'da bizim gibi okumuş etmiş geçinen kadınların bile tek virüsle hayatını karartan bilgisayarlarla haşır neşir ol, üstelik de hayatının baharında ol, sonra bilmiyorum lüzumundan fazla Asmalı Konak/Berivan seyretmekten mi, kalk elâlemin adamına kapıl, Siverek'te bir göz odaya kuma olarak katıl.
Üçlüyle Ahmet Tulgar konuşmuş. Üçlüden kastımız taze kuma Gülten, şanslı erkek Cemil ve eski eş Yıldız. Evin nüfusu bu kadar değil ama. Tek göz odada 6 adet de çocuk yaşıyor. Yani hiçbir reklam ajansına olmadığı kadar, bu eve lazım bir adet trafiker.
"Mesela ben şimdi Gülten'le yatıyorum. Yıldız yataklarımızı yapıyor, sonra gidiyor" diye anlatıyor paylaşılamayan koca, "Sabah geliyor, suyu ısıtıyor. Bizi uyandırıyor. Sonra çayımızı hazırlıyorlar ikisi. Biri su ısıtıyor, biri sırtımı sabunluyor. Sonra birlikte tarlaya gidiyoruz. Biri Kürtçe, biri Türkçe türküler söylüyor çalışırken." Yani süper işbölümü, mega mozaik. Öyle yaşamasak da artık bütün o dizilerle normalleştirdiğimiz bir ilişki biçimi.
Ve de aslında hep aynı olan talepler, beklentiler, hisler, filanlar... Kadın/erkek/aşk/ilişki vs. üzerine hayatta öğrendiğimiz her şey komik vaziyette hep aynı.
Soyadının hakkını verdiğini ima eden Cemil İstekli, "Köydekiler de, Siverek'tekiler de 'Elini kafamıza sür' diyorlar.
Avukat, doktor, bu tip şahıslar söylüyor" diyerek erkeklerin bolluk, bereket, çeşitlilik konusundaki tavrını hatırlatıyor.
Eski eş ve 6 çocuk meselesini fazla büyütmeyen Gülten Esen'in 'ama'sı var: "Üstüme kuma istemem!"
Yani ilk değilim ama son olacağım. Üstüme gül koklatmayacağım.
Yıldız hanımda da Derya Tunavari bir 'Hımmm, keşke hiç olmasaydı. Ama madem Asena oldu, o zaman ben de ortaya Ayşegül Yıldız'ı sürerim, o tutmazsa öbürünü gazlarım" politikası: "Cemil'i üçüncü karıyla kendi elimle evlendireceğim."
İntikam kitabı
Gazeteci/yazar koca en emniyetlisi galiba. Hiç değilse adam gibi yazıyor. Mühendis filan olup da olur olmaz yazma sevdasına kapılanlar tehlikeli oluyor. Ahmet Karcılılar'ın yolundan gidip boşandığı eşinden intikam almak için kitabında açılıp saçılan, daha doğrusu eski eşi açıp saçan Ahmet Dinler'in haberini okudunuz mu?
Şimdi bu adamı ne yapmalı?
a) Dövmeli.
b) Yuvaya ya da Saffet Murat Tura'ya göndermeli.
c) Bilgi'nin 'Yaşama Sanatı' atölyelerinden Cevat Çapan'ın verdiği 'Yazmasam Çıldıracaktım'a yollamalı. (Kurs 15 ekimde başlıyor; salı akşamları toplam 10 hafta, 30 saat sürüyor.) Yine Bilgi'de Pınar Kür veya Tomris Uyar'ın verdiği kurslara da yollayabilirdik ama onların günü geçti. Lale Müldür'ün 'Şiirle Terapi'si iyi gelebilir belki ama ancak ikinci partiye katılabilir; 7 Ocak'a kadar beklemesi lazım.
d) Yazmasa, yazmadan sakinleşmeyi denese. Gülcan Arpacıoğlu'nun 'EFT: Duygusal Özgürleşme Teknikleri' atölyesi var; gözle
görülür derecede iyi sonuç elde edildiğini söylüyorlar. Hem çok pratik. Bir tek günü veriyorsunuz; bir pazar gününü. 20 Ekim mesela. Sabah dokuz buçuktan akşamüstüne kadar sürüyor. İnsan ferahlıyor. Kendini de, düşman bellediklerini de affediyor. Ahmet Dinler'e de iyi gelir belki.
Fener ittifakı
Fener, İbrahim Kutluay sayesinde artık tek heceymiş gibi telaffuz edebildiğimiz Panathinaikos ile oynayacakmış. İlk maç 31 Ekim'de, yani daha var. Ama evde bir heyecan fırtınası durumu oldu. 'Arasana, belki maça gidiyorlardır' sosyalleşmesi yaşandı.
Ve tam o esnada İstanbul Life'ın son sayısında taraftar sayfaları görüldü. Fenerbahçe Stadı'nın önünde coşmuş Selin Denizli, E.A.'yı da coşturdu.
Emin olamıyor tabii insan, coşturan kendilerinin iddia ettiği gibi stadın son görkemli hali midir, Denizli'nin üzerindeki sarı lacivertli renklerin büyüsü müdür, yoksa altındaki düşük belli jean'in süslediği vücudunun ölçüsü müdür; fazla kurcalamanın âlemi yok.
Efendim İstanbul Life'ın son sayısına (Şimdi nerden çıktı dergi reklamı demeyiniz; biz üşenmeyip gidiyoruz Hadımköy dağlarına, siz de bu kadarcık nazımızı çekiniz) Milliyet'in hafta sonu eklerinin Yayın Koordinötörü İlke Gürsoy (ki iyi bağıran bir Fener taraftarıdır kendileri) süper bir konu hazırladı. (Böyle de bir göz yaşartıcı el ele verme durumu var yani patronun gazete ve dergi gruplarının.)
Üç büyüklerden üç taraftar maç güzergâhlarını anlattı. Selin Denizli'nin 'uğur' üzerine kurulu programı çok matrak. En son kazanılan maçta ne giydiyse, uğur getireceği için onu giyiyor, uğur makyajını yaptırıyor, yemeğe mutlaka uğurlu geldiği test edilmiş bir yere gidiyor.
Bu kadar Fener yazınca babamı kızdırma ihtimaline karşılık, hemen ifade edeyim ki, Beşiktaş taraftarımız çok baba bir isim; Hasan Arat. Ona göre. Alınız yani dergiyi çok rica ederim. Yalvartmayınız beni daha fazla.
Fotoğrafla ilgili türlü güzellik
Bu akşam başlayan iyi bir şey var: İstanbul Saydam Günleri. Kültür Sanat sayfalarında daha ayrıntılı yer alır mutlaka. Ben şu kadarını söyleyeyim; bazı fotoğrafları gördüm, hakikaten nefisler.
Dia gösterileri, performanslar, paneller, 15 gün boyunca fotoğrafla ilgili türlü güzellik var. Bir program edinip bir taraflarından kurcalayın. Hafta sonu Japonların Louis Vuitton haricinde nelere ilgi duyduğu Haruhiro ve Harumi gibi arkadaşlardan öğrenilebilir mesela. Ya da daha sonraki günlerde Yerebatan Sarnıcı'nda Balkan Naci İslimyeli performansına misafir olunabilir.