'Vatan için ölür müsünüz' ve tahrik potansiyelli diğer 19 soru

Sabah, buluşmayı planladığımız bir ahbabıma 'Belli oldu ki işten çıkamıyorum' mesajı attım. Yarım dakika sonra cevap geldi: 'Vatan sağolsun!'

Sabah, buluşmayı planladığımız bir ahbabıma 'Belli oldu ki işten çıkamıyorum' mesajı attım. Yarım dakika sonra cevap geldi: 'Vatan sağolsun!'
Nasıl yani, bitmemiş miydi, hâlâ mı uzundu?
'Atatürk doğrultuları'ndan atamazdık, 'Cahilizmi yenmemiz lazım'dan atamazdık, hem hani sayfalar oturmuştu...
Spotlardaki, başlıklardaki 'vatan' ve 'şehit' fazlalarını temizlememiş miydik, sayfalar gitmemiş miydi, 'Vatan sağolsun' dışarıda mı kalmıştı?
Kafayı bu konuyla yediğimizi, değerli ahbabım nereden biliyordu? Bir telefon mesajı beni en fazla bu kadar aptallaştırabilirdi.
Yarınki Radikal Cumartesi'de, bize çok sarsıcı gelen bir mesele var: Son haftalarda dallanıp budaklanan, önüne takılan muhtelif sıfatlarla tekrar tekrar tariflenen milliyetçilik hususunda, sokağın nabzını tutma, tansiyonunu ölçme girişimi.
"Muhbirlik teklif edilse ne yaparsınız?", "Türk bayrağı baskılı külotla ilgili ne düşünürsünüz?", "Türkiye'nin en büyük düşmanı kim?", "Türkiye'ye zarar veriyor diye ölsün istediğiniz biri var mı?", "Vatan için ölür müsünüz?" diye giden, 20 kaşındırıcı, röntgen/emar/ tomografi çekici, açık edici soru...
Pınar Öğünç ve Ayşegül Oğuz, 'İnce İş' ve 'Halkla İlişkiler' pratikleriyle sahaya inip bu 20 soruyu, 20 kişiye sordular. Yaşı 15'le 65 arası; eğitim, meslek, sosyal sınıf olarak birbirinden uzağa düşen 20 kişiye...
Bundan iki yıl kadar önce, birkaç kişi televizyonda tesadüfen denk geldiğimizden beri dilimizden sökemediğimiz bir slogan vardır. Posta gazetesi yazarlarından Halim Bahadır, 'Romantik İsyankâr'lık
icra ettiği konuşması sırasında "O kadar azız ki" der, derin bir nefes alır, durur ve tamamlar: "Mutluluklar bizden çok!"
Biz bu veciz kalıbı çok severek, tabii gerektiğinde biraz yorum da katarak mütemadiyen kullanırız.
Gene öyle oldu. Saha verileri bize "O kadar azız ki" dedirtti, devamını başka başka şekillerde doldurun.
Sadece son soruya bir göz atacak olursak:
"Vatan için her zaman ölürüm, herkes de ölmeli", "Vatan için ölünür, hem de seve seve", "Ülke işgal edilirse ölürüm", "Vatan toprağı elden gidiyorsa sülalem değil, bütün milletim ölsün", 'Memleket işgal ediliyorsa herkes savaşmalı. Bu gözümde en büyük mertebedir, ölürüm", "Hepimizin gideceği yer orası, bari şehit olalım", "Erkek olsaydım, askerde şehit düşmek isterdim", "Vatan kurtulacaksa elbette feda olmak lazım. Mesela savaş halindeyiz, bir cephanelik var, ben şehit olunca vatan kurtulacaksa ölürüm."
Ezber bu kadar mı İnkılap Tarihi dersinde, hayal gücü bu kadar mı kara savaşında takılı kalır? Cephane hâlâ kağnılarla mı taşınmaktadır?
Akıl yürütme, değerlendirme, gözden geçirme, son hecenin 'Aman sakın, yapma, etme!'li olumsuz emir kipinden başka bir anlama da gelemez mi?
Nabız/tansiyon ölçümünün hikâyesini ve sonuçlarını Radikal Cumartesi'de bulacaksınız.
Bakalım ne düşünecek, ne hissedeceksiniz? İnteraktivite serbest.