Yabancı hoca merakı

Hürriyet Pazar'da kapaktan başlayıp göbeğe yayılan bir konu vardı: 'Sevgili İthal Hocam'.

Hürriyet Pazar'da kapaktan başlayıp göbeğe yayılan bir konu vardı: 'Sevgili İthal Hocam'. Emel Armutçu, üniversitelerdeki yabancı hocalarla konuşmuş. Yazıdan edindiğimiz his, çok sevildikleri yönünde. Hatta fotoğraftaki Sabine Petit'in Koç Üniversitesi'nde verdiği derslerin, elleriyle yaptığı ya da Paris'ten getirttiği pasta ve şekerlemeler eşliğinde gayet tatlı geçtiğini öğreniyor, imreniyoruz.
Bu sayfalar beni hayatımın 7 senelik sancısı olarak hatırladığım lise yıllarına götürdü. Tamam vardı sevdiğimiz yabancı hocalar, ama hiçbirinin böyle ufuk açma yeteneği,
bırakın yeteneği niyeti olduğunu doğrusu hatırlamıyorum.
Yıllar sonra, çocuklarını o bizim pek nadide ilim irfan işkence yuvasına sokmak için debelenen birilerinden 'Ayyy, senin zamanında 16 yabancı hoca varmış, şimdi 14
tane var; bozulmuş okul biraz' şeklinde bir cümlecik duyduğumu hatırlıyorum. Yani yabancı hoca eşittir şahane eğitim şeklinde bir garip takıntı.
Halbuki hocalık başka bir şey. Yabancı hoca, ille de ufuk açamıyor maalesef. Ona yüklediğimiz o ekstra anlam ve beklentiye, hele bizimkiler gibi Amerika'nın gün görmemiş gariban köylerinden geldikleri
bu okul bahçesini (Allah için güzeldir bahçe) dünya olarak gören, musluktan su akmasını medeniyetin varabileceği en üst nokta olarak algılayan bazı hocalar cevap veremiyor haliyle.
Kıskançlıkla başlamıştım yazıya, bak şimdi hatırladıkça hüzünlendim. Ama ciddi alkol sorunları olduğu söylenen, sürekli yalpalayan ve yakınına gittiğinizde bizim karşı sokakta kurulan pazarın akşam olup da toplandıktan sonraki hali gibi kokan bir Amerikalı okul müdüründen, Saint Joseph'li oğlanların tek arzusunun bize tecavüz etmek olduğu paranoyasından hiç kurtulamayan ve de kenarı çizgili çorabı kıyamet habercisi olarak gören Fay Linder efsanesinden bu hayatta ne öğrendim?
Üzgünüm ama nothing. Buna karşılık şu hayatta zihnimi açan iki lokma şey kaptımsa, iyi eğitimli yerli hocalardandır. Son söz: En iyi hoca, daima kocadır!
Nükte
Nurçin Tay diye gelen basın bültenlerine,
'Ah Nurçin hanımcım' diye arayan halkla ilişkilercilere yıllardır alışığım. Liste yenilemek gibi bir adetleri olmadığını, size ulaşmasını istedikleri zarflarını üç sene boyunca eski işyerinize gönderdiklerini de biliyorum.
Ama bunlar bayatladı artık; insan daha yaratıcı örneklerle karşılaşmak istiyor.
Hüseyin Üzmez'in Timaş Yayınları'ndan kitabı çıkmış: 'Hüseyni Makamında Nükteler'.
Kitap bizim gazetenin Bağcılar' daki binası yerine Nişantaşı'na gitmiş. Sabah gazetesinin
birinci katında ikamet eden E.A.'nın sıcak kollarına teslim edilmiş.
Üzmez, eksik olmasın imzalamış da kitabını benim için: 'Değerli yazar Nuri Çintay beyefendiye derin sevgi ve saygılarımla...'
Nükte; ince anlamlı, zarif ve şakalı söz anlamına geliyor. 'Hüseyni makamın'dan sesleneni de demek böyle oluyor.
Kim alıyor?
Ailecek merak ettiğimiz bir husus var. Bu memlekette şöyle hafta sonu dışarı çıkınca rahat rahat CD, DVD alışverişi yapan kaç kişi var?
Ben ömrün Dante gibi ortasında ve iyi kötü çalışan bir vatandaş olarak, üzerinde yaşımla
aynı rakamı gösteren etiketler taşıyan filmleri okşayıp rafına geri koyuyorsam, hayatta korsan haricinde CD sahibi olan üniversite öğrencileri olabilir mi? Bu da böyle bir yaradır içimde.