Yakada fotoğrafla cenaze namazı dinimizce 'hoş' değilmiş!

Uçak kazasında hayatını kaybeden hostes Mümine Bulut'un cenaze töreninde imam, işgüzarlık mı demeli, pek çoğumuza fuzuli hassasiyet gelen </br>bir iş yapmış:

Uçak kazasında hayatını kaybeden hostes Mümine Bulut'un cenaze töreninde imam, işgüzarlık mı demeli, pek çoğumuza fuzuli hassasiyet gelen
bir iş yapmış: Bulut'un yakalara iğnelenen resmini çıkarttırmış.
Cenaze namazını kıldırmak için gelen, ayrıca da emekli müftü olan Abdullah Cihangir, önce tabut önündeki çerçeveli fotoğrafı kendi eliyle kaldırmış. Sonra da yaka fotoğraflarını çıkarttırmış, 'Bunlar günah' gerekçesiyle.
Sabah gazetesinin konuştuğu Cihangir, "Resimle namaz kılmak dinimizce hoş değildir" diyor, "Bunu haber yapmak merhumeyi üzer. Günah dediğimi hatırlamıyorum."
'Dinimizce hoş değildir' ne demek bir kere? Bunun haber yapılması merhumeyi niye üzsün? Vefat etmiş birinin üzülüp üzülmeyeceğine,
kim nasıl, nereden karar verebiliyor? Böyle ilk etapta akla gelen
soruları, hadi koyduk bir kenara...
Namaz kılınırken hemen karşıda bir resim/fotoğraf olmasının tercih edilmediğini diyelim, bu ülkede yaşayanların çoğu bilir. Hatta bu konuda titiz olanlar resmi indirir, çevirir, üstünü örter ki, fotoğraftakine tapınıyor gibi bir durum akla gelmesin. Ki bu bile tuhaf. Kimin aklına gelecek? Sonuçta Allah'la kul/Tanrı'yla kişi/ seninle onun arasında bir şey bu ve tamamen niyetle ilgili değil mi?
Cenazedeyse, putlaştırma niyeti olmadığı iyice âşikar. Ölenin fotoğrafını taşımak küçük bir sevgi, saygı, bağlılık ifadesi sadece.
Ondan geriye kalan ufacık bir anı.
Eski cenazelerde böyle bir âdet yoktu ama son yıllarda sık rastlıyoruz: Yolcu ettiğimiz kişinin büyük, çerçeveli bir fotoğrafı. Ve cenazeye gelen eşe dosta, genellikle caminin girişinde dağıtılan küçük boy fotoğrafı. Ondan kalan bir hatıra diye, kalbimizde yerinin bâki olduğuna
işaret etsin diye, göğsümüze iğneleyelim diye minicik bir resim. Çok mu?
26 yaşında bir insan, trajik bir kaza sonucu göçmüş, gidiyor. Ama hayır, şekilciliğimizden bu şartlarda bile taviz veremiyor muyuz?
Ben şahsen dinin böyle masum, böyle insani bir şeyi hoş karşılayacağını düşünmek istiyorum. Karşılamıyorsa da, varsın günahımız bu olsun.
Sanat artık fikir demek
Pazar akşamüstü nihayet Lütfi Kırdar'daki Contemporary İstanbul'a gidebildim. Geçen sene Antrepo'da soluduğumuz kermes havasının tersine,
ne kadar iç açıcı, zihin açıcıydı.
Bu alanı uluslararası çapta takip eden bir ahbabımdan da sağlamasını yaptığım üzere, düzenleme birinci sınıftı. Pek çok yabancı ve esaslı katılımcı vardı, bizden de hem aşina olduğumuz isimler, hem daha yeniler. 78 doğumlu Ansen'le mesela daha önce tanışmamıştım, lambda mono baskı denilen teknikle Hayrünnisa Gül'ü 'resmettiği' 'Köşkte Temizlik' taze ve ilginçti.
Böyle pek çok işi bir arada görünce insan sanatta 'Resme de pek kabiliyeti var evladım' döneminin çoktan tarih olduğunu iyice anlıyor. Çöp adam bile çizemeyebilirsiniz. Çağdaş sanatın eski usul yetenekle alakası yok. Bütün mesele fikir.
İyi, sağlam, ilginç bir fikriniz varsa, envaiçeşit teknikle ortaya sıkı işler çıkarabilirsiniz.
Contemporary İstanbul, akşam sekiz buçuk gibi gözümüzün önünde kolilenmeye başladığında, açıkçası fırsat bulup da daha erken gelemediğimize hayıflandık.