Yaşasın Türk manikürü!

Fransızlar mühimdir. Bir kere böyle devrim falan yaparak tarihle oynamışlar, bir dönem entelektüellerimizin canı olmuşlardır.

Fransızlar mühimdir. Bir kere böyle devrim falan yaparak tarihle oynamışlar, bir dönem entelektüellerimizin canı olmuşlardır. Ama beni daha ziyade şarapları, peynirleri, güzel soslu etleri ilgilendirir. Kahveleri, kruvasanlı kahvaltıları. Sonra Fransız öpücüğü vardır; iyi bir şeydir. Bir de Fransız manikürü vardır; fena bir şeydir.
Bu izafi tabii. Mutlaka bir dolu seveni olmalı. Tırnak uçları beyaz badanalanmış kadınları başka nasıl izah edebiliriz?
Şimdi bilmem farkında mısınız? Dünya Kupası'nın bu seneki sürpriz gelişmeleri arasında bu Fransız manikürü denen modeli, tarihin tozları arasına yollamak da vardı. En azından Türkiye'de Fransız manikürü out,
Türk manikürü ise en azından iki gün daha çok in!
Brezilya maçının sabahında berbere sararmaya gittiğimde, televizyon, gazete ve meydanlardaki görüntünün perde arkasıyla karşılaştım.
Şahaneydi! Çıtırlar elmacık kemiklerinin üstüne kırmızı boyayla ayyıldız yaptırıyor, saçlarını kırmızı ipler ve boncuklarla ördürüyorlardı.
Manikür ise her zamankinden çok daha meşakkatli bir hal almıştı. Tırnaklar boyuna kırmızı-beyaz çizgili boyanıyordu. Hatırlı müşteriler için çok özel bir faaliyet vardı. Önce her tırnağa kırmızı oje sürülüyor, kuruduktan sonra ince fırçayla her birine beyaz ay-yıldız yapılıyordu. Tabii 10 parmak 10 saat sürüyordu, o ayrı.
Yaşasın Türk manikürü!
Festival basması
Böyle acayip bir kucaktan kucağa durumu oldu, bir festival bitmeden öbürü geldi. Kredi kartındaki devasa oyuk burnunu gösterdi
ama Marianne Faithfull'u dünya gözüyle görmek için arka köşelerde amuda kalkılamayacağı düşüncesi onu yedi bitirdi.
Evet, şehrin dört bir yanındaki müzik festivallerinden bu hafta sonu payımıza düşenler şöyle: Ömerli'de 4 gün 4 gecelik H2000 var; 1000 kadar yerde okumuşsunuzdur, 50 kadar yerli/yabancı grup/DJ boy gösterecek. Dev ekranlardan final maçı hizmeti de verilecek. Yani herhangi bir kayıp söz konusu değil.
Pazar gecesi çok ilgimi çeken bir konser daha var; Rahmi Koç Müzesi'ndeki Latin Günleri'nde sahne alacak olan Si*se. New York'un underground müzik camiasının yükselen
ismi diyorlar bu topluluk için. Ben ilk kez
6 ay önce falan dinlemiştim. Son dönem röportajlarıyla New York entelijansiyasının da kalbinde derin izler bırakan Mefaret hanımefendinin elinden. Bakalım etli canlı halleri neye benziyor.
Bu arada Temmuz'un 15'ini şenlendirecek olan Marianne teyzemizin biletleri de satışta. Artık ne denir bilmiyorum; kesenize bereket.