Yazar resimleri ve vaatleri

Depremi fark etmedim. Tam o sırada, üst dudağımda çıkmaya çalışan uçuk eşliğinde bir adet Fatih Özgüven yazısı okuyordum.

Depremi fark etmedim. Tam o sırada, üst dudağımda çıkmaya çalışan uçuk eşliğinde bir adet Fatih Özgüven yazısı okuyordum.
Uçuğun, yirmi yaş dişinden beter bir patlamaya azimli lakin kıvranan aşaması vardır. Devamlı pırpır hali. Bir yandan o debelenme, bir yandan Özgüven'in çoğu yazısını okurken hissettiğim zevkten titreme karambolünde, meğer 4.8 büyüklüğünde sarsılmışız.
Adı geçen yazarın çoğu yazısı 'Çocukluğuma dönsem, en baştan cümle kurmayı öğrensem, sonra da o bana sırayla hangi kitapları okumam gerektiğini liste yapıp verse' tipi bir naif arzu uyandırıyor bende. Çok hoşlanıyorum yani.
Fakat evvelki ay, şu Bağımsız Film Festivali'ndeki 'Otel'in ortasında çıktığını ifade ettiğinden beri, galiba marazi bir 'aşk'la bağlandım. (Aylar önce bir okur, sırf ben beğendim diye 'Amelie'ye gitmediğini
söylemiş, 'Amelie'ye gitmek üzerine kurduğu cumartesi programını berbat ettiğim için de bana lanetler okumuştu! Böyle bazı kesimlerce
televole böceği kategorisinde değerlendirildiğimiz var biliyorsunuz. Bu 'Otel'in beni yorduğunu söylediğimde de, bazı arkadaşlar tarafından ne biçim snobe edildiğimi, yani hakikaten anlatamam. Allah'ın sopası yok tabii. Ertesi gün Fatih Özgüven benzer şeyleri o üslubuyla yazdığında... Ha ha ha... Arkadaşların üç gün boyunca gözleri seğirdi!
Şimdi gelelim yazının taze olmasa da haber niteliği taşıyan kısmına. Biliyorsunuz; Fatih Özgüven'in gazetedeki fotoğrafı değişti. Bir göz hafif kısık ama ikisi de doğrudan iliğinize işliyor... Yamuk bir tebessüm ama acayip de kışkırtıcı... Hafifçe yukarı kaldırılmış korunaklı yaka içinden çıkan sakallı çene...
Üstüne bir de saçın o tam önündeki şeytani bukle, Özgüven'i en okunası yazar yapacak kudrette.
Bir nevi Yıldırım Türker durumu yani.
Bir yandan kelimeler nasıl bir hassasiyetle seçilmiş diye asabınız bozulsun, bir yandan da her pazartesi gazetenin en büyüleyici görsel unsuru olan o siyah-beyaz fotoğrafa, Türker'in bir zamanlar uğruna canımızı vereceğimiz Mickey Rourke'vari gülüşüne
dalıp gidin.
Yazar fotoğraflarının böyle bir gücü var; imaj insanı durumu.
Nuray Mert'in eski fotoğrafını hatırlayın; insan selam vermeye korkar. Ultra ciddiyet üstü beş ölçek kötü ruh. Sonra acil kuaför gereksinimi.
Halbuki yeni resim öyle mi ya... Sertlikten taviz verilmiyor ama çarpıcı ayrıntılar mevcut. Kusursuz kaş kavisleri. İşi bitiren ruj tonu. Mükemmel bir otorite-seksapel sentezi. (Dersini almışlığım, dersinden de
AA almışlığım vardır. En biricik hocamızdı; ondan bu laubalilik)
Artık toparlamak lazım. Halbuki istiyordum ki Murat Çelikkan'ın çene çukurundan bahsedeyim. İnsan parmağını oraya koyup o şefkat denizinde boğulmak istiyor, diyeyim. Çene çukurlarının ne dayanılmaz olduğunu, çocukken siyah göz kalemiyle çenemizin ortasını boyayıp öyle fotoğraf çektirdiğimizi
anlatayım. Vesaire.
Magazinel gelişmeler

  • 2004'te Atina'da yapılacak Olimpiyat Oyunları için 'sanat elçileri' seçiliyormuş. Peki Türkiye'den kim yapacakmış bu elçilik vazifesini? Nü pozları ve kara yağız imajına yama olarak yerleştirdiği sarı perçemiyle Özcan Deniz! Tekrar ediyorum: Türkiye'den bir olimpiyat elçisi, sanat elçisi tespit ediliyor ve o Özcan Deniz!
  • 'Motive etmeye değer kişilerle haber yollatmış, topuklu ayakkabı giysin diye' diyor Sanem Çelik, Kadir İnanır için. İnanır, geçtiğimiz günlerde Çelik'in âşık olunası bir kadın gibi giyinmediğini beyan etmişti! Dikkatinizi çekerim, çekimler sırasında değil, toplantı aşamasında!
  • Kedilerle insanlar arasında dev bir fark olmadığını bir kere daha gördük. Fuhuş, zina ve kız kaçırma vakalarına en çok mart ayında rastlanıyormuş. Dünya üzerindeki doğum istatistiklerine de baktığınız zaman, 'mart kazaları'nın çokluğu dikkat çekiyormuş.
    'Cadde'nin karnı doydu
    Bağdat Caddesi meğer bunca senedir sucuk özlemiyle kavruluyormuş. Önce Afyon'dan bildiğimiz İkbal, sonra Polonez Barbekü, şimdi de Cumhuriyet Sucukları. 'Aman kokacak diye ağzına koymaz bu' diyeceğiniz Louis Vuitton'lu tiptop kadınlar, 1.50'lik kısmı bacak olan 1.85'lik boylarıyla insanı üzen cadde çıtırları, Tommy Hilfiger'li tiki oğlanlar, cinsel tercihlerini özgürce kullanırken kalpleri de füzyon diye çarpan stil çiftler ve biz zavallı vatandaşlar... Sucuk kuyruklarında telef oluyoruz. En iyisi, en birincisi: İkbal.