Yeni bir kadın cinsi: 'Sabitatur'

Gazetenin, içinde kop, en ve hag heceleri geçmeyen belki de tek yazısını okumaya hazırlanıyorsunuz. Böyle iddialı bir durum. Ama sizi temin ederim ki, pişman olmayacaksınız!

Gazetenin, içinde kop, en ve hag heceleri geçmeyen belki de tek yazısını okumaya hazırlanıyorsunuz. Böyle iddialı bir durum. Ama sizi temin ederim ki, pişman olmayacaksınız!
Perşembe günkü Sabah gazetesinde Feridun Karakaya ile yapılmış
bir röportaj vardı. 75 yaşındaki Cilalı İbo, son dönemde bir reklam filmiyle cilaladı hafiften tozlanmış şöhretini biliyorsunuz.
Karakaya'ya 'şovbiz' karakterleri hakkındaki fikirleri de sorulmuş. Cevaplar gayet siyah ve beyaz. Mesela reklamda 'Uyuma kız' diye fırçaladığı Nil Karaibrahimgil'e bayıldığı iddia edilemez: "Yalan söyleyemem. İfadesi yok, duvar gibi hatun."
Bir de yere göğe koyamadıkları var eski tiyatrocunun. Mesela Hülya Avşar için "O bir ahit" diyor, "Eşi benzeri yok. Kaya'ya da kızmasın. Sıksan yalan fışkırır etinden kemiğinden, aldatmazsa şüphe et erkekliğinden."
Veeeeeee son satıra geliyoruz. Ebru Gündeş maddesine. Aynen şöyle yazıyor Gündeş'in karşısında: "Nasıl bir kız o nasıl bir ses Sabitatur gibi kadın"
Bir kere öyle noktaymış, virgülmüş, böyle düşmanlara hiç prim verilmemiş. Tırnağın içindeki cümleyi tekrar okuyun: "Nasıl bir kız o nasıl bir ses Sabitatur gibi kadın"
Nasıl bir kadın modeli ki bu? Sabit mi duruyor? Sabetaycı mı? Tur mu düzenliyor?
"Hinduca diva filan mı demek acaba?" dedi İrem.
Arkadaşlar, kalplerin AB diye sıkıştığı, ruhların gri gazetelere hapsolduğu böyle gerilimli bir günde bu ne şahane hediyedir. Cilalı İbo, zamanının esaslı seslerinden biri olan Sabite Tur Gülerman'ı hatırlamış; Gündeş'in sesini de ona benzetmiş. Olay budur.
Çıkış yok!
'Kim çıkmış, kim çıkmamış' eksenli tartışmalarıyla zihinlerde kaşıntı yaratan meşhuuuur film 'Dönüş Yok'a biz de gittik nihayet. Daha gitme hazırlıkları sürerken bile eş dost akrabayı bir tatlı heyecan sardı: Acaba çıkacak mısınız, çıkmayacak mısınız?
Şu yamyam ablalı 'Trouble Every Day'de de aynı şey olmuştu. Bilmiyorum psikolojide ne tip bir arızaya işaret ediyor bu durum ama ben afiyetle seyrediyorum bu tip filmleri. Böyle çooook uzaklarda bir tahammül sınırı.
Rahatsız etmek üzerine kurulmuş numaraları var ama tabii filmin. Birkaç hakikaten fena sahnenin yanı sıra o biteviye ses ve oynak kamera da insana uyumaya çalışırken tepede saatlerce vızıldayan sivrisinek kadar "Eeee, yetti gayrı" dedirtebiliyor. O 'terslik' de neşesini kaçırabilir birçok insanın: 'Sonunu bildiğim şeyin başını niye seyredeyim' meselesi. Ki galiba erkekler sıklıkla mustarip oluyorlar bu dertten.
Tabii sonra sonucunu bildikleri maçı tekrarında 3 kere daha seyretmeyi biliyorlar; o ayrı.
Safran demirledi
Sadece Radikal okumakla kalmayıp aynı zamanda Radikal'de yazan müdavimlere sahip tek havalı kulüp. En havalı kulüp. Efendim, bu satırlar size Safran'ın kışlığını gururla sunar!
Salı gecesi itibarıyla, eğlence âlemlerinin artık neredeyse kült ismi Safran, onca yıllık Beyoğlu hayatından ve aradaki sayfiyelerden sonra,
Karaköy Rıhtım'a demir attı. Altan, aynı Altan. (Smokinimsi takımıyla mega cool duruyordu, o başka.) Ağır, şık, retro dekorasyon, memleketin gayet sıkı soyadlarından birini taşıyan Tulya Madra'ya ait. Mutfakta ise hayatta birebir tanıdığım en iyi yemek yapan kadın var; Nişantaşı Kantin'in sahibi Şemsa Denizsel. Bak hesaplayamadım, yer bitti. Daha bunun manzarası var, kulüp içinde kulüp var... Devam edeceğiz kısmetse.