Yeni kral adayı

Geçen pazar dışarıdan baktığınızda Nick Cave'e yakıştıracağınız bir arkadaşımın Özcan Deniz sayıklamalarından bahsetmiştim.

Geçen pazar dışarıdan baktığınızda Nick Cave'e yakıştıracağınız bir arkadaşımın Özcan Deniz sayıklamalarından bahsetmiştim. Hayatımıza, kol kanat geren, kadınına sahip çıkan erkekler kotasından giren Deniz, aylar önce çektirdiği tuhaf nülere rağmen 'adam gibi adam' payesine layık görülüyordu. Ve küçük İskendergiller kadar hemcinslerimizin de içini hoplatıyordu. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bu ismin daha sık cümle içinde kullanılma sebebi, 'İkinci Bahar'vari bir popülarite kazanan 'Asmalı Konak' dizisi. Mahinur Ergun'un senaryosu böylesine tutup sete günde 8 otobüs ziyaretçi taşımaya başlayınca,
bu en çok Seymen'e yaradı. "Kimi zaman Robert de Niro'dan, Al Pacino'dan, Yılmaz Güney'den esintiler taşıyan bir oyunculuk tarzı" diyerek sonuna da bir parantezli ünlem koymuş Hızır Tüzel ama öyle yerin dibine geçirilecek bir oyunu yok Özcan Deniz'in. Mesela İbrahim Tatlıses'in aktörlüğüyle kıyaslamak çocuğa durduk yerde hakaret olur.
Zaten en büyük ıstırabı, her fırsatta İbo ve Mahsun ile aynı kefeye konması. "Aynı yörenin
çocuklarıyız, kıyafetlerimiz, şarkılarımız benziyor" diyor Mefaret Aktaş'ın geçen
haftaki Milliyet Cumartesi'de yayımlanan söyleşisinde. "Bizi hep birlikte harmanlıyorlar. Yani İbrahim Tatlıses kadın dövdüğünde hepimiz kadın dövüyor oluyoruz. Bugün Sezen Aksu bir şey yapınca Tarkan da öyleymiş gibi davranmıyor ki insanlar. Herkes başka."
Hiç delikanlılık sloganları atmadığından ama bu tarz müzik yapanlara karşı bir önyargı olduğundan bahsediyor; "Arabesk müzikle arabesk yaşamın birbirine geçtiğini düşünüyorlar." Biraz da bu köşeleri yuvarlamak için soyunduğunu hissettiriyor.
Özcan Deniz'i tanıyan bir gazeteci arkadaşımız, algılarının müthiş açık olduğunu, kendini geliştirmek için çok uğraştığını söyledi. Hayat hikâyesine baktığınız zaman üç kazan hüzün, beş kepçe
yokluk diye gidiyor. Sinan Hıncal'a verdiği röportajda Almanya'ya kaçak olarak bir kamyonun tabutumsu gizli bölmesinde
'potansiyel mülteci' pozisyonunda girmeye çalıştığını öğreniyoruz.
Mefaret'e çok değiştiğini, mutasyona uğradığını ifade ediyor, başlardaki o ezikliğinin sebeplerini sayıyor. Çok makul. Ummayacağınız kadar düzgün konuşuyor.
'Yaşayan yüz' sevdiğini söylüyor mesela.
Özcan, İbo ve Mahsun'la birlikte anılmaktan kolay kurtulamayacak belki ama onlardan bıkmamızın rüzgârıyla sivrilebilir. Ayşe
Düzkan'ın geçen pazar Radikal İki'de
çıkan yazısında "yıllar içinde geliştirdiği şakacılığında, sakıp sabancı'nın tahammül edilmemesi insanlık vazifesi olan ve kayserililere yakıştırdığımız tatsız uyanıklığından izler var" dediği Tatlıses'e karşı politikacılara duyduğumuza benzer bir esneme ihtiyacı içindeyken... "Sadece daha yakışıklı bir erkek değil, daha iyi bir insan da olmaya çalışırken kendine olan hayranlığı, gerekli kitapları okumadan geçen yıllardan daha fazla takılacak ayağına besbelli" dediği Kırmızıgül'ü çok ham bulurken...
Özcan Deniz ya da Özcan Deniz epey yol kat etmiş görünüyor. 'Nişantaşı kadını' mühim bir model.