Yetti bu burjuva konuşmaları

Artık en son Emre'nin (Sıla'nın eski sevgilisi) babası, hastanede kitap kelimeleri ve 'yor'lu 'ecek'li yazı diliyle ifade edince oğlunun ölümle mücadelesine karşı duyduğu sözde dayanılmaz, gözde çelimsiz, ruhsuz isyanını...

Artık en son Emre'nin (Sıla'nın eski sevgilisi) babası, hastanede kitap kelimeleri ve 'yor'lu 'ecek'li yazı diliyle ifade edince oğlunun ölümle mücadelesine karşı duyduğu sözde dayanılmaz, gözde çelimsiz, ruhsuz isyanını, sinirim sıkıştı. Dünya para, dünya emek koyuyorlar bu dizilere; bir yönetmen, bir yapımcı, bir set amiri, bir Jimmy jib çocuğu çıkıp da demiyor mu, "Kenan amca, Kenan amca, anlamadın galiba, oğlun can çekişiyor, hâlâ bu neyin TDK telaffuzu?" diye.
'Sıla' düzenli izlediğim bir dizi değil. Fakat birkaç akşamdır, annemin kırık John's kemiğine düzenlediğim ziyaretler, bu dizilerle çakıştı.
"Sıla mı, ben mi/Şehrazat mı, ben mi?" diye sual etmenin ne yeri, ne zamanı; insan cevabını duymak istemediği soruları sormamalı.
Bu dizilerin takibi kolay olduğu, izleyicinin hikâyeye herhangi bir bölümden dahli mümkün olduğu için ben de kolaycacık kaptırdım.
Bu dizilerin bir özelliği de, her şey güzelce akarken, birden 'yuh' dedirtecek bir abuk sabukluğun (senaryoda değilse oyunculukta, replikte değilse kostümde) üstünüze çullanması.
Bu Kenan amca mesela, tam bir yabancılaştırma efekti. Tam bir müsamerecibaşı. Oğlun vurulmuş, can çekişiyor, hayatta kalacak mı, kalırsa eli ayağı tutacak mı, mesele bu kadar kritikken... İnsan, değil böyle cüsseli cümleler, iki lafı bir araya getiremez değil mi? Ama yok, eski ve pek değerli bir tiyatrocu (özrü kabahatinden büyük) olduğunu tahmin ettiğimiz Kenan amcanın hesaplaşma, haddini bildirme, ahkâm kesme performansı öyle böyle değil. Ama en çok da diksiyonu. Bir 'yor'u da yuvarla be Kenan amca! Boru değil, oğlun gidiyor, bir 'yor'u da ye. Yut. Unut. Babalık, insanlık, gerçeklik bunu gerektirir.
Ama hayır, Kenan amca çok burjuva ya... Dizilerdeki burjuvazi, aristokrasi (yerse) göstergesi de şimdiki zaman 'yor'larını eğip bükmemek, gelecek zaman 'ecek/acak'larından taviz vermemek demek.
Bakınız 'Binbir Gece'ci Onur'un annesine. Nasıl saraylı, nasıl. Dolayısıyla da 'yor'lara abanma, 'r'leri katlama illetinden mustarip. Saray hastalığından. Hadi onda kendine has bir eda sezdik diyelim, ama Kenan beyin tutar tarafı var mı? Yöneticimiz uyuyor mu?
Cansu Dere, ne kadar güzel ve bol ağlıyor Sıla olaraktan. Hele evvelki akşam, içi katılmış gibiydi. Bir o, bir de Selma Ergeç, manken-oyunculara gıcık olanların ağzını, hiç ileri geri konuşmadan, gustolu olaraktan kapadılar, Japonladılar, çivilediler. İkisi yakın da arkadaş galiba; tavrı ve tarzı olan iki güzel kadın. Cansu Dere'den, ona buna laf yetiştirmediği, ilişkilerini çitilemediği için hep hoşlandım. Selma Ergeç ise bu hafta vizyona giren 'Gece ve Sis' vesilesiyle bizim Cumartesi'ye röportaj verdi. Biz dediysem, Melike Karakartal'a. Ve gördük ki bir sürü şeye kafa yoran, derinlikli konuşan biri; ona karşı da oluştu bir hoşlantı.
'Şehrazat' Bergüzar Korel, onların yanında ne kadar başka kalıyor. Yampirik örgü beresiyle, ne kadar 'Aliye' Sanem Çelik kalıyor.
'Binbir Gece', en hararetli tartışmalar sırasında bile takibe alamadığım bir dizi. Ama sanki onda da '24' usulü bir 'gerçek zaman' numarası geçerli! Şehrazat'la Kerem asansörde mi kalıyorlar, gitti 10 dakika.
Bizim yerli dizilerin varsa bir tutma formülü; katılması gerekli şartlardan biri mutlaka sınıf: Erkek, paralı ve sınıflı olacak. 'Binbir Gece' de hem bu muktedir patron, güzel ve gururlu çalışan çiftleşmesini, e hem de haftalarca gündemden düşmeyen o tabu kaşımasını yaparak, sezonun 'en' dizisi olarak sivrildi.
Bergüzar Korel, makyajla Türkan Şoray'laştırılabilen kocaman gözleri olan bir kardeşimiz. Fakat bu işlem için bir siyah göz kalemi, bir kirpik kıvırtgacı, bir rimel, biraz da gri/vizon/füme farın kafi olduğunu düşünenlere acı haber: O gözün bebeğine biraz da ruh enjekte
etmek gerekiyor. Türkan Şoray'ın kirpiğinin bir örgü modeline isim
olmasının sırrı, sadece kirpik dönergecinde saklı olmasa gerek.
Bergüzar Korel'in o iri gözleri nedense bana bir şey demiyor.
O gözlerde, bir kebapçıdaki lavaşın üstüne yazılmış çift tashihli 'Belgüzar Koral' adını, evde hanım kız pozları verirken ayağına giydiği terlikleri görüyorum. Kendini anlatırkenki kelime seçimiyle de, iki gün önce öğrendiğimiz sevgili seçimiyle de (en çok da o galiba) başka bir model, Bergüzar Korel.
Denilebilir ki, sana ne, sen dizideki oyunculuğuna bak. Rica ederim, biz Çakır ölünce gazeteye ölüm ilanı vermiş, Pınar Altuğ'u 'Yılın Annesi' seçmiş, Dicle'nin Seymen Ağa'yı iyileştirmek için sürdüğü merhemi Mısır Çarşısı'nda aramış bir ırkın ahvadıyız. Vatandaş, karıştırır. Önlemini alacaksın.