Yolda

"Sahilde yan yana uzanan balık lokantalarının hepsi birbirine benziyor" diye yazmış birileri, külliyen yalan. Komşularından üç-beş gömlek iyi, zaman içinde insana öbürlerini yok saydırıyor: Cunda'da Bay Nihat.

22 Temmuz öncesi karıncalananlar için ufak notlar:

  • "Sahilde yan yana uzanan balık lokantalarının hepsi birbirine benziyor" diye yazmış birileri, külliyen yalan. Komşularından üç-beş gömlek iyi, zaman içinde insana öbürlerini yok saydırıyor: Cunda'da Bay Nihat. Deniz mahsulleri baş döndürücü, üstüne tevazu mu kibir mi içinden çıkamadığınız 'Dogville' edasıyla vişneli lor tatlısı. Fazla rafine bulanlara, anında sokaktan lokma transferi.
  • Göz tutması tekniğiyle bulunan bir yol lokantası: Aliağa'da Mozaik. Kocaman bahçe, salkım söğüt ağaçlarının arasında beyaz örtülü masalar, bol çeşitli, otlu ev börekli birinci sınıf kahvaltı, tıkır servis. İki kişi 30 lira. "İki de suyumuz vardı." "30 lira." "Pardon ya, iki su da şimdi almışız." Gülerek: "30 lira."
  • Bodrum'un içi kepaze olmuş. 'Şöyle bir çarşıda dolanalım'ın sonu acı, keder, pişmanlık. Çarşı, taklit çantacılardan ibaret. Karaktersiz, döküntü, bitik. Bir yer zamanında bu kadar var edilip sonra da bu kadar mı yok edilir, yuh yani. Marina tarafı gene daha tahammül edilir. Gün batarken tekne direklerine karşı üç- beş yudum iyi gidiyor.
  • Tatil köyüyle hiç işi olmayanları bile tavlayabilecek kudrette deli bir doğal güzellik. Kartpostal gibi bir koy. Ucunu da şu tarafa döndüreyim, karşısına da bir adacık koyayım, burayı camgöbeğine boyayayım, ötesi mavi, berisi lacivert, degrade gitsin... Sanki bilgisayarda yapmışsın. Sonra da sürahiden su doldurup tonla balık atmışsın. Select Maris, tatil köyü konusunda ezber bozan bir yer. Tek sorun: Sabah büfesi bitince öğlen büfesi açılıyor, o da akşamınkiyle öpüşüyor. Acıkınca değil de görünce yiyenler için: Tehlikenin farkında mısınız?!
  • Ne kadar bıngıl ve beyazsan o kadar normalsin. Böyle bir tatil beldesi, o hep dayatılan güzelliğin bu kadar tersine bir sayfiye nüfusu, hayır masallar ülkesinde değil, Ölüdeniz'de. Silme orta-alt sınıf İngilizler, seyirlik dövmeler, arada zenciler ama çoklukla
    sünger sarışınlar, el ele geyler. Herkes koyvermiş, bira ucuz, sahil gündüz o sapık güzellikte rengi ve köpükleriyle tam kıkırdamalık kız denizi, akşam daha bir İbiza. Minderlerde nargile içerken ruh teslimatı yapılabilir. Bir de çok matrak, biraz retro, biraz kitsch ama kişilikli bir bar: Help. Otur, kal.
  • Minik bahçe kapısından bir adım geri girince bambaşka bir beğeni. Ortalık sakin, havuzbaşı bile güzel, rabıtalı ve yağlıboyalı odalar mis. Oyster'cılar, aynı zamanda şöhretli balık lokantası Beyaz Yunus'un da ailesi (Lokantayı taşıyıp yerine bir butik otel daha yapmışlar bu sene, bu bilgi de Küçük Oteller Kitabı'nda bile yok daha, ona göre!), bu da XL karideslerle buluştuğunuzda kendinize hâkim olamayıp uygunsuz sesler çıkarmanız demek. Dışarıda eğlence sürerken, tepenize paraşütlü adam inerken, içeride hop, bir tatlı huzur çöküyor. Bu kadar maharetli bahçe kapısı görmedim, anında atmosfer değiştiriyor.
  • Kılı kıpırdamadan çıkana, içi hiç oynamadan inene, yol boyu nabzı/tansiyonu sabit kalana, bu yolu hele bir de zerre tırsmadan akşam karanlığında yapana, şapka değil başörtüsü çıkarılır! Faralya: Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli.
    Devam edilebilir...