Ahmet Altan'ı savunmak

Ahmet Altan'ı savunmak ihtiyacı duyacağımı hiç düşünmezdim, ama öyle oldu. Ben de herkes gibi, Oya Baydar'ın gürültülü bir şekilde Taraf gazetesinden istifa edişi hikâyesini basından izledim.

Ahmet Altan’ı savunmak ihtiyacı duyacağımı hiç düşünmezdim, ama öyle oldu. Ben de herkes gibi, Oya Baydar’ın gürültülü bir şekilde Taraf gazetesinden istifa edişi hikâyesini basından izledim. Baydar’ın kararına saygısızlık etmek istemem, ancak istifası ardından medyaya yansıyan tartışmada Altan’a haksızlık yapıldığını düşünüyorum.
Aslında, sadece bu olayda değil, başka bazı örneklerde de, bence ‘cinsiyetçilik’/‘cinsiyet
ayrımcılığı’ suçlaması yapılması her zaman hakkaniyet ölçüsünde olmuyor. ‘Siyasi doğruculuk’ titizliğini önemseyen biriyim. Özellikle, söz konusu kadınlar olduğunda kullanılan dilin özensiz olması affedilir şey olamaz. Nitekim, bir süre önce ben de, muhafazakâr bir yazarın ‘Anan Güzel mi?’ diye başlık atmasına hemen tepki vermek ihtiyacı duydum.
Ancak siyasi doğruculuk ve kadın konusunda titizlik, sadece alınganlık etrafında şekillendiğinde maksat değil, tam tersi hasıl oluyor. Malum zaten, siyasi doğruculuğa kuşkuyla bakanlar, bu tür örnekler üzerinden, bu siyasi tavrı habire karalamaya çalışıyorlar. Özellikle, ABD’de muhafazakâr-Cumhuriyetçi çevrelerin siyasi doğruculuğa saldırı edebiyatı gün geçtikçe gelişiyor. Jonah Goldberg’in, son derece zeki bir dille yazılmış, ‘Liberal Faşizm’ başlıklı kitabı, siyasi doğruculuk ve genelde liberal/sol siyasetlere karşı bu edebiyatın en son örneği.   
Özetle şunu söylemeye çalışıyorum, siyasi doğruculuk önemli bir siyasal tutumdur ve en büyük düşmanı, siyaseten doğruculuğun, şirazesini yitirip, aşırı alınganlığa savrulmasıdır.
Bizim tartışmaya dönersek, Altan’ın yazısını okudum, doğrusu ‘cinsiyetçi’ olarak nitelenecek bir yanını göremedim. ‘Pavyona düşmüş namuslu kız’ tabiri deyim halini almış bir benzetme ve de sadece kadınlar için değil, erkekler için de kullanılabilecek bir tabir. Nitekim Altan’da benzetmeyi geniş kapsamlı yapmış. Bu tabirden, kullanıldığı bağlamda, olsa olsa dönemin Türk filmleri yapımcıları rahatsız olabilir. Dahası, solcular üzerine söyledikleri de, liberallerin tipik (ve benim hiç katılmadığım) görüşleri, ama bunun ötesinde hiç de aşağılayıcı falan değil.
Yaygın tabir, benzetme, deyim, atasözü gibi ifade biçimlerinde ‘cinsiyetçi’ olanlar tabii ki mevcut, ama gerçekten cinsiyetçilik içerip içermediklerine bakmadan hepsine alınganlık gösterirsek, benzetme, ironi yapamaz hale geliriz.
Son olarak, kadın yazarlardan gelecek tepkileri düşünerek çekinerek de olsa, söylemek zorundayım. Bence, artık, birçok durumda söz konusu olan, kadın yazarların tüm erkeklerin içlerinde gizli bir ‘maço’ olduğunu düşünüp, bunu ifşa ettikleri anı yakalama gayreti. ‘Entelektüel ama maço’, ‘solcu geçiniyor ama maço’, ‘liberal ama maço’ ve nihayet ‘işte yakaladık!’ tavrı, bana ikna edici gelmiyor. Maşizme, cinsiyetçiliğe karşı kadınların en yakın müttefiki olacak vasıfta adamları bu kadar kolay harcama hevesini hiçbir şekilde anlamıyorum.
Sanki, artık amaç, maço bir dil veya tutumla mücadele değil, bu tavra en uzak olabilecek olanları enseleyerek bu mücadelede güya çıtayı yükseltmek. Sonuçta tam tersi oluyor, adamlar, fıkra bile anlatamaz hale geliyor. Cehenneme giden yollar iyiniyet taşlarıyla örülüyor ve nihayet Gary Grant’lardan Hugh Grant’lara biraz da böyle geliniyor.
Doğrusu, en güzelini Roni Margulies söylemiş; “Pavyonda çalışan insanların onurlu olduğunu düşünüyorum” demiş. Belli ki, hoş bir yolla bu tartışmayı noktalamak istemiş, umarım bu kez de o birilerinin hışmına uğramaz.