'AK Parti devrimi'

İzmir'in Bergama ilçesindeki bir etkinlikte konuşan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, "Atatürk nasıl devrim yaptıysa AK Parti'de devrim yapmak istiyor" demiş...

İzmir’in Bergama ilçesindeki bir etkinlikte konuşan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, “Atatürk nasıl devrim yaptıysa
AK Parti’de devrim yapmak istiyor” demiş (Vatan, 28 Eylül). Bu haberi okuyunca ‘eyvah!’ dedim. Aslında, Bakan’ın sözleri tam bunlar değil, şöyle; “Nasıl bu yüzyılın başında Mustafa
Kemal Atatürk, Cumhuriyet’le büyük devrim yaptıysa şimdi de biz AK Parti eliyle size sırtımızı dayayarak, millete sırtımızı dayayarak bir demokrasi devrimi, bir bütünlük devrimi yapmaya çalışıyoruz.”
Yine de, ‘eyvah!’ demek isterim. Atatürk’ün yaptığı gibi bir devrimi göze aldılarsa, ‘bazı kafaların gitmesini’de göze almışlardır. Bu ülkenin kurucusunu sevgi ve saygı ile anabiliriz, ama Cumhuriyet
Devrim’i malum, demokrasi ile alakası yok, bildiğiniz devrim. İsteyen, ‘burjuva demokratik devrimi’,
isteyen ‘halk devrimi’, isteyen başka bir şekilde tabir etsin, en genel anlamıyla, siyasal bir altüst oluş manasında bir devrim. O halde, AKP veya demokratik seçimle işbaşına gelmiş herhangi bir partinin devrim yapacağını ‘muştulamak’ neyin nesi?
Günay bu sözleri ‘Kürt açılımı’na izafeten söylemiş, “Kürt açılımı bölmeyecek, birleştirecek” diyor. Mustafa Kemal’li devrim de, demokratik açılıma güya siyasi meşruiyet sağlamak için kullanılıyor. Ancak, ‘Kürt açılımı’ veya ‘demokratik açılım’, adı üzerinde ‘demokratik açılım’, meseleyi devrimle çözmek söz konusu olursa işler değişir, biri bunu Bakan’a anlatmalı. Yok, lütfen kimse artık ‘yanlış anlaşıldım’, falan demesin! Söz konusu olan, belli ki, Kemalist popülizmin bir başka biçimi.
Mustafa Kemal, bu ülkenin kurucu lideri, ama yaptığı ‘demokratik açılım’ değildi. Milli Mücadele’de Meclis’in rolünden söz etmek, siyasal meşruiyetin temsil ilkesine titizlikle gönderme yapması gibi
hususlar bu gerçeği değiştirmez. Bir dünya savaşı ardından, yıkılan bir imparatorluk ve onun yerine
büyük altüst oluşu takip eden bir devrim sürecinden söz ediyoruz. Kürt açılımı veya demokratikleşme süreciyle bu süreci benzetmeye çalışmanın, popülist cingözlük dışında hiçbir anlamı yok.
Her siyasi eşikte, her siyasi çevrenin her türden popülizme savrulmasının, zora geldiğinde Atatürk’e müracaat etmesinin siyasi kültürümüze maliyetinin ciddiyetini halen anlamış değiliz. Demokratik siyasetin kendine has süreçleri ve kendine has meşruiyetinde ısrarlı olmadığımız sürece, bu ülkede demokrasi falan yerleşmeyecek, bunu kavrayalım. Hele, mesele popülizm değil, aklımız gerçekten de, her başımız sıkıştığında, ‘Atatürk gibi devrim yapalım’a yatıyorsa, bu daha da vahim bir durum. Bu durumda, gördüğümüz gibi, bazılarının aklı darbeciliğe, bazılarınınki, demokratik iktidarı devrim hükümeti gibi uygulamaya yatar, sonuç vahim olur/oluyor.
Günay’ın sözlerini bu açıdan fevkalade ‘önemli’ buldum. Demokrasi havarisi olan onca insanın bu sözlere takılmamasını da fazlasıyla garipsedim. Belki, takılan olmuştur, ben görmedim diye umutlanmak isterim. Ama zaten, birçokları, AKP iktidarına, başından beri bir ‘devrim hükümeti’ muamalesi yapmıyor mu? Hatta, hükümeti yeterince ‘devrim hükümeti’ gibi davranmadığı için eleştirmiyor mu? Hükümeti yeterince ‘cesur’ bulmadıkları
eleştirilerinin ardında bu arzu yatmıyor mu?
Bakın, niyetiniz, hedefiniz ‘tam demokrasi’de olabilir, sosyalizm de olabilir başka şeylerde. Ama, bu hedefi gerçekleştirmek için ne türden bir siyasal süreç ve yöntem uyguladığınız fazlasıyla önemli. Demokrasi kurmak adına devrim yapmaya girişmek de mümkün. Bu durumda demokratik süreçler dışına çıkmayı da meşru sayabilirsiniz. Dersiniz ki, bu sistem öyle demokratik çerçeve içinden değişmiyor, daha
radikal bir değişim gerekli. Ama, o zaman durum değişir, demokratik seçim ve demoktarik süreçler
bu büyük hedef uğruna es geçilebilir. Genel kanaat buysa, bilelim, boşuna çene yormayalım.
Nitekim, AB süreci de, bir bakıma böyle bir eşikte tartışılmamışmıydı? ‘İç dinamikler’ Türkiye’yi demokratikleştimekte yetersiz, dış dinamik gerekli’ denmiyormuydu? Bu ülkenin demokratları, demokratik süreçlerden umudunu kesmişti. Kürt açılımı veya başka bir siyasal sürece aynı kafayla bakmak, demokratikleşme sonucu vermeyecek. Bu kestirmeci, bu gizli Jakoben kafa, tüm demokratikleşme imkânlarını birer birer yok edip gidecek diye korkuyorum.