Al Gore'un Barış Nobel'i

Baskıcı otoriter rejimlerde konuşma, tartışma özgürlüğü yoktur. Liberal demokrasilerde ise, esas meseleler sorun edilmediği sürece her şeyi tartışmak özgürdür.

Baskıcı otoriter rejimlerde konuşma, tartışma özgürlüğü yoktur. Liberal demokrasilerde ise, esas meseleler sorun edilmediği sürece her şeyi tartışmak özgürdür. Şimdi tarihin böyle bir döneminde yaşıyoruz. Öyle olduğu için eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, önce Oscar, sonra Nobel Barış Ödülü ile takdis edildi.
Biliyorsunuz Al Gore, George Bush'a karşı başkanlık yarışına da girdi, tartışmalı bir seçim sayımı sonucu kaybetti. Ama çevre duyarlılığı bu olaydan sonra, yani fani dünyadan elini ayağını çekip kendini insanlığa adadıktan sonra başlamadı. Daha önce bu konuda yazılmış bir kitabı vardı. Yani ABD politikasını dışarıdan değil, içeriden eleştiriyor. Bu açıdan, gelinen noktada gezegenin büyük yıkımla karşı karşıya olduğu çevreci söylemlerin kahramanı olarak ortaya çıkması, oldukça şaşırtıcı sayılabilir.
Diğer taraftan, önceleri eleştirel siyasetin bir açılımı olarak sahneye çıkan yeşil hareketinin tarihsel seyri dikkate alındığında bu durum çok da şaşırtıcı değil. Zira, çevreci hareket, bu seyir içinde, radikal kapitalizm eleştirisinden çok uzakta bir yere savruldu. Çevre duyarlılığı konusu, bizzat kapitalist sistem içinde çözülecek bir sorun halinde tanımlanmaya başlandı. Hatta, artık, çevreyi kollayıp kurtarma işi büyük şirketlerin inisiyatifine terk edildi, buna 'corparate responsibility' deniliyor. Çevreyi talan eden tüketim ekonomisini sorgulamak yerine 'ahlaki alışveriş' (ethical shopping) geçti.
Bu, Afrika'nın kurtuluşunun Bob Geldof'a bırakılması gibi bir şey, hatta daha tuhaf bir şey.
Ama değil mi ki böyle bir rüzgâr oluştu, öteden beri ne kadar çevre tahribatı şampiyonu şirket varsa, çevreci reklamlar vermeye, gösteriler yapmaya başladılar. Bunlardan biri BP, bu çerçevede logosunu bile değiştirdi. Batı ülkelerinde, artık çevreyle ilgili olsun olmasın her işkolunda bu tema işleniyor. Bilmem hatırlar mısınız, bizde de, yıllar önce bir reklam şirketi Garanti Bankası'na, bu türden bir reklam kampanyası hazırlatmıştı. Bankanın duvarlarına, dağ çiçeği fotoğraflarının altına, 'İşte ortaklarımızdan biri' türünden çarpıcı ibareler kondu, ama Türkiye müşterisi durumu pek kavrayamadığından pek başarılı olmadı.
Çevreci söylemin seyri, ticarileşmesi ve dolayısıyla içinin boşaltılmasının ötesine de gidiyor. Çevre duyarlılığı, zaman zaman bir yandan da daha büyük siyasi/ekonomik çekişmeleri perdeleme işlevi görüyor. ABD'nin küresel ısınmaya karşı tedbirler konusunu Çin'in ekonomik yükselişine çelme takmak için kullanma niyeti epey zamadır konuşulan bir konu. Bir ekonomist, 'ABD'nin çevre konusunda küresel düzeyde bir anlaşmaya razı olması için, rakibi Çin'in enerji altyapısını değiştirme maliyetinin çok yüksek olduğunu görmesi gerek' diye yazmıştı (Financial Times, 4 Kasım 2006). Küresel ısınma, çevreyi, gezegeni koruma gibi konular bile küresel kapitalizmin iktidar savaşlarının uzantısı haline gelmiş vaziyette.
O nedenle, hele de, bırakın gezegen ölçüsünde, kendi malikânesinde söylediklerini uygulamayan, bu nedenle defalarca gazetelere düşmüş, alay konusu olmuş, ABD siyasetinin merkezinden konuşan birinin, kendini insanlığın geleceğini kurtarmaya adayan adam olarak Nobel alması, birçok konuda hepimizin sürekli enayi yerine konmaya çalışılmasının en son örneği. Bırakın Nobel'i, Al Gore'u, hatta ABD-Çin çekişmesini, küresel ısınmada, diğer çevreye ilişkin sorunlarda, modern küresel kapitalizmin mantığı ve temel işleyişi sorgulanmaksızın mücadele edilecek şeyler değil. İşin aslı bu. Konuyu, işin aslını bir yana bırakarak tartışmaya, konuşmaya çalışmak sadece eksik değil, yanıltıcı, çünkü temel sorunu gözlerden uzak tutmaya yarıyor. Sonuçları sebep, sorumluları kurtarıcı yerine koyarak yanıltıyor.