Allah mahcup etmesin

Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı konusunda geçen hafta yazdıklarıma, Yeni Şafak gazetesinde yazan arkadaşım Yasin Aktay'dan cevap geldi.

Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı konusunda geçen hafta yazdıklarıma, Yeni Şafak gazetesinde yazan arkadaşım Yasin Aktay'dan cevap geldi. Cumartesi günkü yazısına, son zamanlarda yazdıklarımı anlamakta güçlük çektiğini belirterek başlamış. Sonra da, Gül'ün cumhurbaşkanlığını savunanlara karşı sorduğum soruları cevaplamaya çalışmış.
Her şeyden önce, yazıya, yazıyla cevap vermesi ve bu suretle düşünce tartışması üslubuna özen gösteren birisi olması dolayısıyla teşekkür ederim. İkincisi, kendisinin de belirttiği gibi, aslında biz iyi arkadaşız, bu konuları yüz yüze de tartışmamız mümkün, ama madem ki kamuya açık tartışmalar yürütüyoruz, bunun yazı yoluyla olması en doğrusu.
Benim son zamanlarda yazdıklarımı 'anlamakta' zorlandığını söyleyen çok arkadaşım var. Çoğunun, benim, derdimi anlatmakta kifayetsiz olduğumu ima ettiklerini asla düşünmüyorum. Ancak, bu konuda, sadece bir yazı yazmadım, derdimin, itirazımın ne olduğunu çok açık biçimde defalarca vurguladım. Ne bu arkadaşlarımız anlama konusunda, ne ben anlatma konusunda kifayetsiz olmadığımıza göre, anlamamak, belli ki 'duygusallıkla' açıklanabilecek bir durum. Bu 'duygu'nun irdelenmesini şimdilik erteliyorum. Önceliği, hâlâ cevaplanmadığını düşündüğüm itirazımı tekrarlamaya vermek istiyorum.
Aktay, konuyu 'Başörtüsü sorunu çözülemedi diye, bir kesim her türlü siyasi hakkından ilelebet feragat etmeli' demişim gibi tartışmaya girişmiş. Ben AKP'yi başörtüsü sorununu çözmedi diye körükörüne eleştirmiş değilim. Ben diyorum ki, madem ki, bu sorunu direterek çözmenin gerilim yaratacağı düşünülerek, uzlaşma siyaseti güdüldü, bu siyaset neden Çankaya söz konusu olduğunda hızla terk edildi? Yine diyorum ki, madem 'Uzlaşma ile sorun çözülmeyeceği, aksine bazı konularda ısrarlı ve dirayetli olmak gerektiği' düşünülyordu, bu ısrar neden binlerce kadının mağduriyetini giderme noktasında değil de, bir mevkiyi fethetme noktasında gündeme geldi? Bu söylediklerimde anlaşılmayacak bir taraf var mı?
Yine, Aktay diyor ki, 'Bir noktaya kadar uzlaşma aranmış bulunamamış, bir noktada dur demek gerekmez mi?' Ben de diyorum ki, 'Bu nokta neden Çankaya?' neden, örneğin üç yıl uzlaşma arandı, dördüncü yıl artık, kimse 'Yetti gayrı, ne olacak bu yasakların sonu?' diye feveran etmedi? İşin içine isimsiz mağdurların hakları girince susanların, mevki, makam söz konusu olduğunda bu kadar ısrarcı olmasında rahatsız edici bir şey yok mu? Sayın Gül, bu hükümetin bir üyesi değil miydi? Bugün kalemini sivriltenler, dörtbuçuk yıl boyunca neyi beklediler? Gerekçe 'siyasi istikrar' değil miydi, bugün ne değişti?
Belli ki, bazı şeyleri daha açık konuşmak lazım. Bu kadar açık konuşmaktan kaçınmamın nedeni (onların zannettiğinin aksine), daha fazla yıpratmamak, bazı hassasiyetleri zedelememek kaygısıydı. Ama, madem, anlamamakta ısrar ediliyor, daha açık konuşayım. Bakın, ben sayın Gül'ün Bilkent Üniversitesi'nden mezun olan kızının mezuniyet töreninde türbanla diploma alması sahnesini, o okullara giremeyen kızlar açısından çok incitici bulduğumu yazdım. Kıyamet koptu, olay, aile saadetini bozmak gibi dillendi. Benim incitici bulduğum, babası bakan olmayanın o muameleyi görmeyeceği bir ortamda gönül rahatlığı ile o tablonun içinde yer almaktı.
Şimdi isterseniz, konuyu biraz daha açayım. Diplomayı veren eski YÖK Başkanı Prof. İhsan Doğramacı, bu yıl TBMM Onur Ödülü'ne layık görüldü. Doğramacı, rektörlüğü döneminde, başörtüsü yasağını sıkı uygulayan biriydi, yüzlerce öğrencinin mağduriyetine razı olmuş dahası bir sürü soruşturma açmış birisi. Hadi o bu ülkenin yasalarını uygulamak durumunda olan biri, zamanında yasayı uygulamıştı, peki bu konumdan pek de rahatsız olmayan, bu yönde açıklama ve girişimi olmayan birine onur ödülü vermek, onun elinden türbanlı kızına diploma verilmesine burulmak yerine, memnuniyet tablosu sergilemek nasıl bir anlayıştır? Dahası bildiğim kadarıyla, ödül için Doğramacı ismini tavsiye eden sayın Gül'ün kendisi. Velev ki, o değil başkası tavsiye etmiş olsun, tüm bu tabloda çok rahatsız edici bir şeyler yok mu? Bu mu, demokrasi, hak, hukuk mücadelesi dediğiniz şey?
Bu ise, siz yolunuza ben yoluma, herkes kendi doğru bildiği, içine sindirdiği yoldan gitsin. Hayırlısı olsun ve de Allah mahcup etmesin. Ben, Gül'ün cumhurbaşkanlığının başörtüsü de dahil olmak üzere demokratikleşme açısından yol açıcı değil, engelleyici olacağını düşünenlerdenim. Bu açıdan bugünün demokratlarının mahcup olacağından kaygılanıyorum, umarım öyle olmaz, o durumda, bu ülkede yaşayan hepimiz kârlı çıkarız.