?Antisemitizm? ve yeni ezber

İçinden geldiğim ve bugünlerdeki adıyla ?laik kesim?e, resmi ideolojinin dar, katı kalıplarına, Cumhuriyetçiliğin direksiyonu çıkmaz bir sokağa kırmasına karşı çok isyan etmiş biriyim.

İçinden geldiğim ve bugünlerdeki adıyla ‘laik kesim’e, resmi ideolojinin dar, katı kalıplarına, Cumhuriyetçiliğin direksiyonu çıkmaz bir sokağa kırmasına karşı çok isyan etmiş biriyim. Halen eleştirilerim, sıkıntılarım baki. Bir gün gelip, onları savunmak zorunda kalacağıma rüyamda görsem inanmazdım, ama Türkiye böyle bir ülke. Bir ezberin yerini, hızla başka bir ezber alıyor ve ezberden konuşmaktan hazzetmeyen biriyseniz, yine isyan etmek durumunda kalıyorsunuz veya en azından ben öyle hissediyorum.
Şimdilerde, demokratlık ezberi hâkim. Bu yeni ezberin, yeni dünya düzeni söyleminin paralelinde ve mevcut iktidar koşullarında şekillenmiş olması başlıbaşına dikkat çekici bir iştir, ama şimdilik onu bir yana bırakalım. Mevcut koşullar altında, daha dün, ‘Başörtülü kızcağızı, camiye giden vatandaşı neden öcü gibi görüyorsunuz?’ deseniz, ‘Vay sen de İslamcı oldun diyenler’, ‘Ama mahalle baskısı diye bir şeyi de inkâr edemeyiz’ deseniz, işi ‘Vay demek ki darbeci oldun’ demeye vardırdılar. Her sorunun faturası, Kemalizme, Cumhuriyetçiliğe, laikçiliğe çıkmaya başladı.
Son olarak, Gazze ve Davos meseleleri etrafında gündeme gelen ‘antisemitizm’ tartışmasının da ucu geldi, buraya dayandı. Kimisi, ‘Antisemitizm muhafazakâr/sağ veya dindar kesimin söylemlerine mahsus değil’, kimisi düpedüz ‘Laik, Cumhuriyet söylemi daha da antisemitik’ demeye başladı. Cumhuriyet’in kurucu ideolojisinin uluscu ekseninin azınlıklar konusundaki tavrının dışlayıcı olduğu malum. Ulus-devlet ideolojileri, tabii ki ‘türdeş toplum’ projeleri ve bu nedenle demokratikleşmeyi zorlayan kalıplara sarılıyorlar. Bu kalıplar, bügün gelip, ‘ulusalcı’ denilen bir kör noktaya saplanmış vaziyette. Buradaki sorun açık. Ama, bu başka sorunlu alanları görmezden gelmek için bir gerekçe teşkil etmiyor.
Antisemitizm söz konusu olduğunda, ulusalcılığın vardığı yabancı kuşkuculuğu ve hatta düşmanlığı başka şey, bir ırkı, dini grubu (artık nasıl tanımlarsanız tanımlayın), yani Yahudileri, dünyada olan biten her kötülükten sorumlu tutan sağ/muhafazakâr antisemitizm başka şey. Bu topraklarda kök salmış, güçlü bir antisemitizm olduğunu söylemiyorum, tam tersine bu ülkede bir arada yaşama tecrübesi de yabana atılır bir şey değil. Ama, sağ-muhafazakâr zihin haritasının, Yahudilerden toptan kuşku duymayı besleyen bir mirasın sorumlusu olduğu kuşku duyulacak şey değil.
Bizde, şimdilerde birçoğu liberal-demokrat olan sol entellektüel kesim, sağ/muhafazakâr
kesimi, uzun süre toptan küçük görüp, kısa yoldan ‘faşist’ diye kestirip attığı için, o kesimin düşünce dünyasına yabancıdır. O nedenle, bu düşünce dünyasında, ‘siyonist komplo’ fikrinin ne kadar esaslı bir yer teşkil ettiğini kavrayabilmiş değildir. Oysa, bu zihin dünyasında Cumhuriyet’e karşı tepkiler bile, Cumhuriyet’in aslında bir siyonist komplo olduğunu iddia ve/veya ima üzerinden ifade bulur.
Sadece İslamcılar değil, sağ fikir dünyasından yola çıkan herkesin hâlâ ‘büyük üstad’ diye yere göğe koyamadığı Necip Fazıl’a göre, ‘Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han’ adlı temel eserine bir göz atmak yeter. Necip Fazıl, “Türk tarihi ve sahte inkılaplar bilmecesinin anahtar şahsiyeti, Yahudi ve (Jön Türk) kurbanı Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han, bir gün bu bilmeceyi çözecek nesilleri beklemektedir. Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamaktır.” Dahası, Cumhuriyet’i ima ederek, “Lafta hürriyet ve göstermelik Meşrutiyet’in ilk meyveleri bunlar olursa, ya ileride neler olacaktır? Neler olduğu malum...” diyor.
Tüm bunlar tartışılır şeyler, kısaca söylemek istediğim şu; bir zaman, bu ülkenin bütün sorunlarının tüm faturasını İslam’a, öbür gün Cumhuriyet’e, bir zaman irticaya, öbür zaman Kemalizm’e çıkararak işin içinden çıkamayacağız.