Arpa boyu yol gitmişiz

Az gitmişiz, uz gitmişiz arpa boyu yol gitmişiz. Yok, ben tüm gelişmeleri hiçe sayan, geçmişe bin bir kulp takan, geleceğe haciz koyan, baştan sona karamsar yaklaşımlara itibar eden biri değilim, olmak da istemem.

Az gitmişiz, uz gitmişiz arpa boyu yol gitmişiz. Yok, ben tüm gelişmeleri hiçe sayan, geçmişe bin bir kulp takan, geleceğe haciz koyan, baştan sona karamsar yaklaşımlara itibar eden biri değilim, olmak da istemem. Ancak, neredeyse 30 senedir siyaset çalışan, izleyen birisi olarak izin verin, bir miktar hayal kırıklığı içinde olayım.
Dahası geçmişe baktığımda, görüyorum ki, zamanında karamsar bulunan gözlemlerimin ardından öyle gelişmeler oldu ki, o zamanki gözlemlerim 'iyimser' kalmış. 1986 yılında doktora çalışmamı 'laiklik' üzerine yapmaya karar verdiğimde, ben laiklik meselesinin Türkiye'nin en çetrefil konularından biri olduğunu düşünüyordum. O zamanlar, bu konu hiç 'moda' olmadığı için, konu seçimim neredeyse alay konusu oldu. Doktoramı bitirdikten sonra, 90'lı yılların başında verdiğim bir konferansın ardından, geleceğe yönelik olarak, o zamanlar hâkim iyimser havaya katılmadığımı söylediğim için aşırı karamsarlıkla suçlandım. Oysa, karamsar bulunduğum 1992'de beş sene sonra 28 Şubat gibi bir şey yaşayacağımızı asla tahmin edemezdim. Uzun muhasebelere girişmenin yeri burası değil, o nedenle kısaca şöyle söyleyeyim, perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğu halde Türkiye'nin bir büyük patinajdan çıkması mümkün olmuyor.
Diyorum ki, hiç olmazsa bu sefer, herkes mevzileri korumak, aynı kafada inat etmek yerine bulunduğu yerden ciddi bir muhasebe yapmayı akıl etse, gönül indirse. Görünen tablo o değil. Yine askeri müdahale, yine, bir yanda kalabalıklara karşı askere, devlete sırtını dayanarak tutunmaya çalışanlarla, kalabalıkları arkasına alıp işi mağduriyet zemininde çözmeye çalışanlar. Ha, bir de, 'Müdahaleye karşıyız' deyip, moral üstünlükle vicdanlarını temizlemeyi yeterli sayan aydınlar. Bu tablonun bizi patinajdan kurtarmaya faydası olmadığını görmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?
Kendilerine, 'Cumhuriyetçi, laik' diyenler ve CHP'ye yakın olanların sorunlu zihniyetlerini yıllardır tartışma konusu ediyorum. Bu çabamdan memnun olanlar, şimdi sağ-muhafazakâr söylemleri sorguladığımda, 'demokratlık' adına kıyameti koparıyor. Ben sorunun bir yanı katı Cumhuriyet ideolojisi ise, diğer yanının sadece 'İslamcılık' değil, sağ-muhafazakâr söylemler, onların 'demokrasi' anlayışı olduğunu yıllardır yazıp çiziyorum. 1999'da yapılan bir Türkiye araştırmasının (Türkiye'de Sivil Toplum ve Milliyetçilik, İletişim Yayınları) 'merkez sağ partiler ve söylemler' bölümünü ben üstlemiştim. O çerçevede de, sağ söylemlerin 'milli irade' ve 'otantik temsil' ('Milletin gerçek temsilcisi biziz') anlayışının sorunlu olduğunun altını çizmeye çalıştım. Şimdi görüyorum ki, AKP ve onu destekleyen yayın organları, aynı yoldan giderek, bir kez daha, asker/sivil, millet/devlet, merkez/çevre, elit/halk gibi bildik ikilemler çerçevesinde, bu sorunlu demokrasi anlayışını vurgulamaya giriştiler.
Askeri müdahale bir büyük sorun, her müdahaleden sonra, aynı mevzilere çekilmek, bunun dışında her şeye kulak tıkamak, patinajın devamını garantileyen başka bir büyük sorun diye düşünüyorum. Demokratlığımdan kuşku duyulur korkusu veya çekingenliğiyle, bu patinaja katkı sunmayı reddettiğimi daha önce yazmıştım. Hiçbir çevrenin itibarının vicdani kararlarımı etkilemeyeceğini, kaçıncı kere söylememe bilmem gerek var mı?
Dahası, kendilerini solda görenlerin çoğunun Cumhuriyet/laiklik savunuculuğu, karşı tarafın mağdur/demokrat mevzilerine çekilip, sosyal-ekonomik politikaları tartışmayı bir kez daha askıya alması imkânının doğması da, yine bir askeri müdahale hediyesi olarak, karşımıza dikiliyor. AKP iktidarı, İslami fundamentalist değil, piyasa fundamentalisti idi. Ancak, bir askeri müdahale gölgesinde işin bu yönünü tartışmak artık iyice imkânsız hale geldi. Kısaca, arpa boyu gittiğimiz yol, yine bu bildik yol.