Babalık sorunu

Anneler Günü dolayısıyla hafta sonu, birçok gazete eki annelik etrafında yapılmış röportajlarla doluydu. Bunların çoğunu okurken kadınların annelik konusunda fena halde yalnız kaldıkları gibi intiba edindim.

Anneler Günü dolayısıyla hafta sonu, birçok gazete eki annelik etrafında yapılmış röportajlarla doluydu. Bunların çoğunu okurken kadınların annelik konusunda fena halde yalnız kaldıkları gibi intiba edindim. Belli ki, eski filmlerde gördüğümüz, ‘hamileyim’ müjdesini havalara zıplayarak kutlayan erkeklerden eser kalmamış.
Geriye, kendini, ‘zaten çocuk annenindir’, ‘ben onu kendim için doğuruyorum’ diye avutmaya çalışan kadınlar kalmış. Tabii onlar da sperm bankasına gitmek durumunda kalmadıkları için kendilerini şanslı saymalılar, zira bu yöntem artık ülkemizde de kullanılır olmaya başlamış.
Özellikle de, yaşlılık döneminde dahi etraftaki tüm çocuklara sabırla yüzme öğretmeye çalışan, bebekken benimle oynamaktan kolumu çıkaran bir babanın kızı olarak bu tabloyu çok hüzünlü buluyorum.
Çağımızın, Batı dünyasında artık iyice tebarüz etmiş, bizde de artık hızla hissedilmeye başlayan
bir ‘babalık’ sorunu olduğu kesin. Annelik konusu etrafında karşımıza çıkan aslında ‘kadın sorunu’ olmanın ötesinde ciddi bir ‘erkek sorunu’. Belli ki, kadınların bir kısmı, çareyi ‘kendileri için çocuk
yapma’ veya tüm zorluklara rağmen ‘anne olma’ mücadelesine vermiş durumdalar.
Çocuğun sadece kadının olduğu safsatasına hiçbir zaman inanmadım. Bir adım daha gidip, ‘kadınların çocuk sahibi olma hakkı’ndan dem vurmanın veya babası belirsiz veya olay yerinden tüymüş babaların çocuklarını yapma azminin de, tuhaf bir teselli yöntemi olduğunu düşünüyorum. Bu yolla, kadınlar bir hak veya özgürlük kullanmaktan ziyade, erkek sorumsuzluğuna kılıf uydurmuş oluyorlar. Veya fena halde bencil davranıyorlar, bu durumda da çocukların temel hakları göz ardı edilmiş oluyor.
Baba olmak istemeyen birinin, baba olmayı hak etmediğini düşünüyorum. Bazı kadınların
bu türden adamları, baba yapmasını, onların kararlarına karşı saygısızlık, haksızlık olarak değil, lüzümsuz bir taltif etme olarak görüyorum. Kim ne derse desin, bunun kadınların özgürlüğünü, gücünü kanıtladığına inanmıyorum. Dahası, her çocuğun kendisini isteyen, hatta havalara zıplatan bir babayı hak ettiğini düşünüyorum.  
Kadın veya erkek, insanlar çocuk sahibi olmak istemeyebilir, ancak birinin isteyip, diğerinin istemediği bir ilişki tasavvur edemiyorum. Böyle bir tartışma başladığı an o ilişki biter diye düşünüyorum. Nitekim bitiyor da! Bu durumda kadınlar çocukla baş başa kalıyor, olaya kendi kararları süsü vermeleri hiçbir şeyi değiştirmiyor. Kadınların ‘çağdaş’ kavramlar, bahaneler icat edip, kendilerine ve çocuklarına bunca haksızlık edip, babalığı hak etmeyen adamları bunca taltif etmelerini anlamak mümkün değil.
Bir uç örnek olan sperm bankası yöntemi üzerine daha önce çok yazdım. Bu öyle, ‘gittim, aldım’ diye geçiştirilecek şey değil, çok boyutlu bir sorunlar alanı. Dahası, nihayetinde yine, erkekelerden özgürleşmenin değil erkekleri baba olma sorumluluğundan kurtarmanın bir yolu olarak işliyor. Erkeklere, kadınlarla ‘eğlenmek’ ama ötesine aldırmamak lüksünün tanınmasının daha ileri bir örneği olabilir mi? 
Modern toplumun kadın özgürlüğü vaadinin geldiği yere bakar mısınız? Çağımızın bir erkek sorunu olduğunu söze dökmenin, bu sorunu irdelemenin zamanı gelmedi mi? Bir başlangıç olarak, Gary Cross’un ‘Adamlardan Erkek Çocuklara’ (Men to Boys/The Making of Modern Immaturity-How did we go from Cary Grant to Hugh Grant?’-Columbia University Press) başlıklı kitabı gibi öncü çalışmaları herkese tavsiye ederim.