Barzani açılımı

'Kürt açılımı', kötü bir eksene savruldu. Yine, yeniden, Barzani'den medet umuluyor.

‘Kürt açılımı’, kötü bir eksene savruldu.
Yine, yeniden, Barzani’den medet umuluyor. Hürriyet’te, Cüneyt Ülsever, başından beri,
‘Bu açılım, Kuzey Irak açılımıdır’ deyip duruyor.
Hayır, başından beri Kuzey Irak açılımı değildi veya olmayabilirdi. Kuzey Irak önemli bir etkendi, ‘tarihi fırsat’ ile kast edilen oydu, açılımda en çok ‘güvenilen dağ’da belli ki oydu. Ancak, öyle gitmek zorunda değildi. Ama gelinen nokta o. Hem sadece hükümetin değil, kendine demokrat diyen birçoklarının
kitlendiği yer, dönüp dolaşıp Kuzey Irak oldu.
Evet, belli ki, hükümetin tarihi konjonktürü, toplumsal barışla perçinleyecek projesi yoktu. Bu işin ‘oldu da bitti maşallah’ ile hallolacağını sanıyorlardı. Olmadı. Kürtler adına siyaset yapan DTP’nin, süreci olumlu yönde itecek bir demokratik siyaset ufku yoktu, olmadığı görüldü. Muhalefetin, ‘yaptırmayız, böldürmeyiz’ dışında söyleyeceği şey yoktu. Bu muhalefet söyleminin siyasal-toplumsal çatışmayı körüklemek ötesinde karşılığı olmayacaktı, sonuç gerilimin yükselmesi oldu. Tam bu noktada, tek ümidin dönüp dolaşıp Barzani’nin demeçlerine bağlanması tam bir felakettir. Ama olan budur.
Hiçbir toplumsal barış, ‘enerji hatlarının güvenliği’ planları ve bölgesel denge hesapları üzerine
kurulamaz. Bırakın, bunları diline dolayan kafasızları, ideal bir toplumsal barıştan söz etmiyorum, asgari
ve ortalama bir toplumsal barıştan söz ediyorum. Barzani, ‘PKK’yı uyardı’, açılım programına destek attı diye sevinmenin âlemi yok. Bölgesel, konjonktürel etkenler bu tür işlerde çok önemli etkenlerdir, ancak etke etken olamazlar. Bu açılımın Türkiye ayağı bunca sorunlu iken, durup düşünmek gerek.
Kürt sorununun çözümüne giden süreçte, hedeflediğimiz, arzuladığımız, demokratik zeminin aktörlerinin hepsi demokrasi sorunlu. İktidar partisi, ülke içinde, kendi dışındaki herkesle kavgalı, üstelik söz konusu olan şiddetli bir kavga. DTP’nin siyasi ufkunun demokrasi çerçevesi belirsiz. CHP ve MHP, gerçeklerle bağlarını koparmış vaziyette.
Bu tablo içinden demokratik çözüm çıkar mı?
Barzani mi kuracak demokratik zemini, o mu barıştıracak tarafları? ABD mi? Kel derman bulsa başına sürer. Dermanları varsa, Iraklıları barıştırsınlar, Irak’taki süreci doğru dürüst yönetsinler.
Tüm bunları kavramak bu kadar zor mu? Diğer taraftan, ‘Kürtler bazı şeyleri söylemesin, muhalefet tam destek atsın, şehit anneleri ortalarda dolaşmasın, bakın o zaman meseleyi nasıl çözüyoruz’ kafasıyla ülke yönetilir mi? Öyle sorunu kim olsa çözer. Öyle bir siyaset sahnesi ancak otoriter sistemlerde olur,
çatlak ses çıkaranın sesini kesersiniz, ortalık ‘gül bahçesi’ne döner! Kolayı bu olduğu için, mazallah, tüm toplumlar otoriter siyasetlere meylederler. Demokratik siyaset, çatışmaları, farklılıkları, sindirmeden yönetme sanatı gerektirir. O nedenle, demokraside ısrar ediyoruz, sonuna kadar etmeliyiz.
Demokraside ısrar edeceksek, sorunlarımızı bu ülke içinde çözmeye de azami özen göstereceğiz. ‘Kürt açılımı’nın ibresi, ‘demokratik açılım’dan ‘Barzani açılımı’na kayıyorsa durum vahim demektir. Barzani’nin, kendi bölgesinde, ne kadar demokrasi öngören bir lider olduğu sorusunu, Irak Kürt federe yönetiminin yeni ve küçük bir Saddam Irak’ı olduğuna ilişkin kaygı ve analizleri şimdilik bir yana bırakıyorum. Ama tümüyle göz ardı etmemeyi öneriyorum.