'Başlama vuruşu'

Geçen yazıda söylediğim gibi 'kadın ve siyaset' konusu uzun mevzu, başlayınca sonu gelmiyor, şimdi de başörtülü fotoğraf çektirmemize karşı laf eden oldu.

Geçen yazıda söylediğim gibi 'kadın ve siyaset' konusu uzun mevzu, başlayınca sonu gelmiyor, şimdi de başörtülü fotoğraf çektirmemize karşı laf eden oldu. Cevapları baki kalsın (cevapsız kalmayacaklarını temin ederim), ben bu haftayı Ortadoğu üzerine yazmadan geçmek istemiyorum.
Her şeyden önce, Halep'te gerçekleşen, Başbakan Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın birlikte izlediği futbol karşılaşmasını büyük bir sevinçle karşıladığımı belirtmek isterim. Yok, ne futbol meraklısıyım, ne Fenerbahçeliyim, ben işin o tarafıyla hiç ilgili değilim. Ben her Trabzonludan, Trabzonspor taraftarı olmasını bekleyen sıradan bir Tarbzonlu ve futbol cahiliyim. O bir yana, bu karşılaşma tabii ki, sıradan bir spor olayı değil, Türkiye-Suriye dostluğuna ilişkin sembolik önemi olan siyasi bir olay. Yok, uzunca bir süredir, Suriye ile ilişkili tüm söylediklerimizi Suriye rejimi taraftarlığı olarak değerlendirenlerin iddia ettiği gibi, rejim yanlısı falan hiç değilim. Suriye'yi çok sevdiğim, her fırsatta ziyaret ettiğim bir gerçek. Sevmekle kalmıyor, sürekli eşi dostu, Şam'a, Halep'e gitmeye ikna etmeye çalışıyorum. Suriye'nin, Lübnan'ın bu coğrafyanın uzantısı olmanın ötesinde harika yerler olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki, bu arada Halep'e gidip, maç etrafında gelişen coşkulu dostluk havasını yaşayamadım.
Suriye ve genelde Ortadoğu muhabbetinin ötesinde, Türkiye'yi ABD dış politikasının koşulsuz takipçisi yapma gayretiyle Suriye ile mesafelendirmeye çalışanlara karşı, inatla Türkiye-Suriye dostluğunu destekliyorum. İki yıl önce, meşhur tezkerenin Meclis'ten dönmesini kutlamak ve o dönem Suriye üzerinde yoğunlaşan tehditlere karşı dayanışma kabilinden düzenlediğimiz Şam ziyareti yüzünden, bizi 'muhaberat ajanı' veya 'bir avuç avanak solcu' ilan edenler, gelinen nokta konusunda ne düşünüyorlar bilmiyorum. Ama gelinen noktada, AB ve ABD, bir şekilde Suriye ile görüşmeye başladı. Bizim hesabımız, derin stratejik hesaplardan uzak, askeri işgal tehdidi karşısında barışçıl siyasetlerden yanaydı, hâlâ öyle. Aklı petrol ve borsa dışında hiçbir şeye yatmayanlara karşı, bölgede ikinci bir Irak olmasın derdindeyiz, hepsi bu.
Hürriyet gazetesi, Halep maçı haberini, Suriye ile yeni bir dönem için 'Başlama vuruşu' manşeti ile vermiş. Ancak, umarım, bu yaklaşım, ABD'nin bölgede çıkarmaya çalıştığı fesatların bir yenisi olan, bu kez Suriye'yi İran'dan koparma stratejisinin bir açılımı olmaktan öte, bir dostluk dilinin ifadesi olur. Zira, aynı gazete birkaç gün önce İran krizini ne yazık ki, 'İran'ın Acem işkencesi sürüyor' ve 'Acem oyunu' (31 Mart 2007) başlıklarıyla verdi. Krizin sorumlusunun kim olduğu ve İran'ın kriz tırmandırma stratejisi tartışılır, ama bu kadar mı ciddiyetsiz ve taraflı yayın yapılır? Askerleri rehin alınan ülke olan İngiltere'de bile, olaya ilişkin haberler, ciddi yorumlar çerçevesinde verilirken, bizimkilerin bulvar gazetesi üslubuyla, olumsuz anlam yüklü 'Acem işkencesi' ve 'Acem oyunu' laflarına itibar etmesi, inanılır gibi değil.
Hep söylüyorum, ben ve benim gibi düşünenler, ABD, Irak'ta batağa saplanmasa, kendi açısından başarılı da olsa, askeri müdahale ve işgale karşı çıkacaktık. Ancak, gelinen noktada ABD politikaları Irak'ta ve dolayısı ile tüm bölgede batağa saplandı. Hâlâ, kraldan çok karalcılık yapmanın ne âlemi var? İran'ın rejimi, politikaları ne olursa olsun, mevcut krizde, öncelikle sorgulanması gereken şey, İngiliz askerlerinin Basra Körfezi'nde ne işleri olduğu değil mi? Dahası, İngiliz gazeteleri bile, İngiltere bölgede işgalci güç ve aynı zamanda BM Güvenlik Konseyi üyesiyken, İran'a ilişkin nükleer enerji etrafında yoğunlaşan krizde, uluslararası meşruiyet sorunu yaşandığına işaret ediyor. Nitekim, bu noktaya Radikal'de Turgut Tarhanlı da salı günkü yazısında işaret etti. Bölgede olan bitene, ABD dış politikası gözlüğü yerine daha eleştirel bir noktadan bakmak için, insanın idealist bir savaş karşıtı olması gerekmiyor.
Bu koşullar altında bile, aklı vicdanı işgal edeni değil, edileni suçlamaktan başka bir şeye yatmayan iflah olmaz kalemler, her şey bir yana, İran'ı kriz 'kundakçılığı' ile suçlayabiliyor. Umarız, olaylar onların değil, bizim gibilerin temennileri doğrultusunda gelişir. Suriye ile olduğu gibi, İran ile de aramıza nifak sokup, bölgede kanlı gidişe devam etmek isteyenlerin umutları boşa çıkar.
Halep maçı, sadece Suriye ile değil, tüm bölgede barış ve dostluk için 'başlama vuruşu' olur.