'Ben soruna sorun demem'

Bizde, her politik söylem veya çevre, öncelikler bir yana, sorunların ne olduğu ve de ne olmadığı konusunda da, tek karar verici olma iddiasında.

Görebildiğim kadarıyla, seçim yaklaşırken, ortaya çıkan en önemli sorunumuz, Türkiye'nin sorunlarının ne olduğu konusundaki anlaşmazlıklar. Tabii ki, farklı politik bakışların öncelikleri farklı olacak, zaten politik farklılıklar, her şeyden önce, kimin neyi öncelikli sorun olarak tanımladığı ile temellenir. Ama bizde durum, tam olarak bu değil. Bizde, her politik söylem veya çevre, öncelikler bir yana, sorunların ne olduğu ve de ne olmadığı konusunda da, tek karar verici olma iddiasında.
Geçenlerde, üniversiteden eski hocalarımdan Prof. Yılmaz Esmer, bir TV tartışmasında çok anlamlı bir itirazda bulundu. Birileri yine, 'Bırakın bunları, bunlar suni gündem' dediğinde, 'İnsanların neyi sorun ettiği konusunda siz karar veremezsiniz, birisine göre sorun olan şeye yapay sorun deme hakkkınız yok' dedi. Mesele tam da bu.
Birileri, 'Kürt meselesi var' derken, karşısındakiler, 'Yok öyle bir şey, bunu Türkiye'yi karıştırmak isteyenler icat ediyor' deyip geçebiliyor. Diğer taraftan birileri, 'Türkiye'nin güvenlik sorunu var' derken, karşısındakiler, 'Yok öyle bir şey, paranoya yapmayın, demokrasiyi engellemek için bunları icat ediyorsunuz' diyor. Yine birileri, 'Laiklik tehlikede' derken, diğerleri 'Türkiye'de istikrar yakalandı, ekonomik büyüme var, laiklik diye gölge etmeyin' diyor. Birileri, 'Din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin sıkıntılar var' derken diğerleri, 'Müslüman vatandaşa kim karışıyor, nereden çıktı bu mesele' diye onları susturmaya çalışıyor.
Sonuçta, tüm taraflar diğerlerini susturmaya çalışmak konusunda, aynı ortak stratejiden hareket ediyor. En büyük sorunun bu olduğunu ya görmüyor ya da görmemek işine geliyor. Laiklikti, kimlik siyasetleriydi, ekonomik büyümeydi derken, işsizlik, yoksulluk, sosyal güvencesizlik gibi kocaman sorunları görmezden gelen siyasal söylemlerden en çok şikâyet edenlerden birisiyim. Ancak, siyasetin bir algı meselesi olduğunu görmezden gelmek mümkün değil. Evet, siyaseti sadece, toplumsal algılar ve bunların manipülasyonu üzerinden yapmanın, çok ciddi toplumsal maliyetleri vardır. Ancak, insanlar neyi öncelikli sorun olarak görüyorsa, bunları ciddiye almadan, 'asıl sorun şu veya bu' diye dayatmanın da maliyeti vardır.
Birinci durumda, şu veya bu grup, öncelikli olarak şunu veya bunu sorun olarak görüyor diye, geri kalanı boşverir, popülist siyasetlerle, en genel sorunları sonsuza kadar erteler, toplumu yoksullaşma, güvensizlik gibi meselelerle aşınmaya terk edersiniz. Diğer taraftan, algıları mutlaklaştırarak, toplumsal gerilimleri azdırırsınız. İkinci durumda, 'Bunlar yoksulluğu dert edecek yerde Kürtlüğü, Müslümanlığı' dert ediyor diye, özgürlükler ve demokrasi sorununu sonsuza kadar erteleyen otoriter bakışlara meyledersiniz. Dahası, burası ilginç bir ülke, demokrasiyi dert edenlerin de, demokrasiyi dert etmeyenlerle benzer bir şekilde, bazılarına 'Demokrasiyi dert edeceğine, laikliği, güvenliği dert ediyor, o halde bunların derdi dert değil' diyebilmesi.
O halde, 'Kim neyi dert ediyorsa, onu sorun olarak görmeliyiz, ama bu sorunların çözümü konusunda ayrışmamız doğal' diye işe başlayıp, farklı gördüğümüz çözümleri tartışmaya başlamakta fayda var.
Yok, objektif ve tarafsız olmaktan bahsetmiyorum, tabii ki, hangi sorun kimi en çok acıtıyorsa, o sorunu temel mesele olarak görecek, onu önceleyecek. Demokratikleşme, bazılarının zannettiği gibi, her soruna eşit mesafede olabilen, daha doğrusu bu lükse sahip 'süper demokrat' bireylerin eseri değildir. Farklı sorunları önceleyenlerin aralarında anlaşabilecek zemini oluşturmalarının eseridir. O nedenle, süper demokrat avcılığının lüzumu yok. Kürt'e gidip, 'Kürtçeyi mesele ettiğin kadar başörtüsünü de savun da görelim' veya 'İslamcılar başörtüsünü mesele ediyor, ama başka konuyla ilgilenmiyor' diye mızmızlanmanın anlamı yok. Yeter ki, kimse, diğerinin sorununu yok saymasın, onunla konuşmaya hazır hale gelsin. Asıl mesele, ne olursa olsun, 'Ben soruna sorun demem sorun benim olmadıkça' da diretmeyelim meselesi.
O halde, öncelikler konusunda anlaşmak mümkün olmasa da, sorunların ve algıların çeşitliliği konusunda anlaşmak gerekir.