Beyrut'ta son durum

Beyrut'tan döndüğümde, geçen haftaki gazetelere göz attım, Başbakan'ın Lübnan ziyaretiyle ilgili neredeyse hiçbir haber veya yorum göremedim.

Beyrut'tan döndüğümde, geçen haftaki gazetelere göz attım, Başbakan'ın Lübnan ziyaretiyle ilgili neredeyse hiçbir haber veya yorum göremedim. Beyrut'tan gönderdiğim, cuma günkü yazımda da belirttiğim gibi, Türkiye'nin Ortadoğu konusundaki ilgisizliği akıl alır gibi değil. Yanı başımızdaki Ortadoğu kazanı tüm hararetiyle kaynıyor, kimsenin umurunda değil. Onun yerine bolca polemik, basını kaplamış vaziyette. Anamuhalefet partisi, Lübnan'a asker gönderilmesine karşı sert muhalefet yapmıştı, konuyu takip etmeleri beklenir değil mi? Ne gezer, onun yerine, 'Olcay hanım' polemiği yapmakla meşguller.
Oysa, bu ziyaret Lübnan da çok önemsendi. Tabii, Türkiye'nin Ortadoğu'da rolünün dünden bugüne muazzam bir değişiklik göstermesi beklenemez. Ancak, çok geç olmadan Ortadoğu politikalarını tartışmaya başlamakta sonsuz fayda var, yoksa krizler kapıya dayandığında, ayaküstü çıkışların hiçbir anlamı olmuyor. Dahası, Ortadoğu konusundaki ilgi ve bilgisizlik ciddi kafa karışıklıklarına neden oluyor. Nitekim, Başbakan'ın Hizbullah'ın Meclis Grup Başkanı ile görüşmesi de bu kafa karışıklığı çerçevesinde değerlendirilmiş. Başka türlü olması da imkânsız, zira bayram öncesinde Türkiye'deki Hizbullah üyelerinden birinin yakalanması haberi, bir büyük TV kanalında, Lübnan Hizbullahı'nın görüntüleriyle verilmişti. Bu, tam bir skandal. Evet, Lübnan Hizbullah'ı İslamcı bir örgüt, ama Türkiye'deki adaşı ile hiç ama hiçbir alakası yok. Hizbullah, Lübnan'da Meclis'te temsilcisi olan, hükümete katılan siyasi bir parti. Tabii ki, bildiğimiz siyasal partilere benzemiyor, ama Lübnan'da hiçbir şey bildiğimiz siyasete benzemiyor.
Şu anda, Hizbullah'ın başını çektiği siyasi koalisyon, hükümetteki temsilcileri istifa ettiği için siyasi kriz yaşanıyor. Dahası, bu koalisyon, bir ay kadar önce, sokak gösterileri başlatarak hükümeti istifaya zorluyor. Bu koalisyona mensup gruplar, Hizbullah, Şii Emel örgütü, Maruni general Aoun'un, yine Maruni Süleyman Franjiye'nin parti ve destekçileri, Lübnan Komünist Partisi ve daha küçük diğer bazı gruplar, şehrin merkezinde çadırlar kurmuş ve sürekli gösteri halindeler. Bunun çok daha küçük çaplı olanları, dünyanın çeşitli yerlerinde 'renkli devrim' olarak takdim edilip, güya demokratik yolla hükümetleri devirdiler. Uzağa gitmeye gerek yok, Hariri suikastından sonra, Lübnan'da Suriye karşıtı gösteriler, 'Sedir Devrimi' diye adlandırıldı, sonuçta Suriye askerlerini çekti. Birilerinin işine gelen, 'sivil toplum hareketi', 'demokratik renkli devrim', işine gelmeyen sokak patırtısı olarak değerlendiriliyor. Bu sadece ikiyüzlülük, çifte standart sorunu değil, kitleleri şiddete teşvik eden bir tarafgirlik. Tam da o nedenle, sadece haksızlık değil, çok tehlikeli bir tavır.
Eli silahlı grupların, üstelik politik çatışmaların kolayca silahlı çatışmaya dönüştüğü bir ülkede, demokratik, sivil eylem yapmaları bu bakımdan özellikle önemsenmeli. Başbakan'ın, Lübnan'da tüm taraflarla görüşmesi, diplomatik çözümlerin, barışcıl siyasi pazarlıkların teşvik edilmesi, başarı şansı ne olursa olsun, bu bakımdan çok önemli. Türkiye'deki muhalefetin de, asker gönderme tartışmasının takipçisi olarak bu gelişmeleri izlemesi beklenirdi. Nitekim, CHP Genel Başkanı da geçtiğimiz günlerde Lübnan'a gitti, ama izleyebildiğimiz kadarıyla mevcut hükümetin en koyu savunucusu Velid Canbolat ile görüşüp geldi. CHP, Türkiye'nin Lübnan'a asker göndermesine karşıydı, mevcut hükümet ve Canbolat ise en koyu taraftarı, bu konularda ne konuştular, konuyu aralarında nasıl hallettiler, öğrenemedik. Oysa, Türkiye'nin Ortadoğu politikası, sadece iktidarın değil, Türkiye'deki tüm tarafların, görüşlerin ilgi ve takibi ile oluşabilir, ancak halihazırda herkesin üzerine düşeni yaptığını söylemek çok zor.