Beyrut?ta son durum

Gündem izin verirse, Arap dünyasının Türkiye?ye bakışı üzerine yazmaya devam etmek istiyordum. Doğrusu, bir türlü Beyrut?u bırakıp dönemediğim için Türkiye?deki gündemden uzak kaldım, dolayısı ile, doğal olarak, Beyrut izlenimlerini sürdüreceğim.

Gündem izin verirse, Arap dünyasının Türkiye’ye bakışı üzerine yazmaya devam etmek istiyordum. Doğrusu, bir türlü Beyrut’u bırakıp dönemediğim için Türkiye’deki gündemden uzak kaldım, dolayısı ile, doğal olarak, Beyrut izlenimlerini sürdüreceğim.
Bir süredir, malum, Türkiye’nin bölgede sahne almasıyla, Arap dünyasında Türkiye’ye karşı artan bir ilgi merak ve sempati söz konusu. Hükümetin Gazze konusundaki çıkışı ile bu ilgi, merak ve sempatiye bir de şaşkınlık eklenmiş durumda. O nedenle, Lübnan ve bölgede
olanlar ile ilgili konuşmak istediğim herkes beni cevaplamak yerine Türkiye’nin Ortadoğu politikasını konuşup tartışmayı tercih etti.
Karşılaşıp konuştuğum herkes, Türkiye’nin rolüne sempati ile bakmaya devam etmekle birlikte, ‘ama Türkiye’nin rolünü galiba fazla abartıyoruz’ demeye başladı. Ben başından beri, mevcut Ortadoğu politikasını önemli bir açılım olarak görmekle birlikte, aşırı iddialı duruşun temelsiz, dolayısı ile karşılıksız ve hatta bir noktadan sonra da riskli olacağını düşünenlerdenim. Türkiye’nin Ortadoğu politikasının mimarlarının, Arap dünyasının ne denli karmaşık olduğunu bildiklerini sanıyorum, bu koşullar altında ya fazla iyimserler, ya da taktik icabı bu denli iddialı çıkışlar yapıyorlar diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ancak, iyimserlik de, takdik de olsa, sonuçta bu türden bir çizgi, hem fazla beklenti, hem bir ölçüde kuşku yaratıyor. Bir noktadan sonra, işler iyi gitmediği takdirde hızla hayal kırıklığına savrulma ve fazla acele ve iyi düşünülmemiş hamle yapmış olma riski taşıyor.
Diğer taraftan, bölge ülkelerindeki çeşitli İslami çevreler Türkiye’nin rolünü İslami bir hükümete sahip olmasına ve dolayısı ile hayra yorarken, diğerleri, seküler Türkiye’nin İran’a karşı iyi bir denge unsuru olacağını düşündükleri için gelişmelere olumlu bakıyorlar. Malum, ABD ve AB ise, ikisi arasında bir yerde duruyor. ‘Ilımlı Müslüman bir ülke’ olarak Türkiye’nin bölgede kendine verilen arabuluculuk, yumuşatma rolünü, belirlenen sınırlar içinde oynamasını bekliyor. Bu karmaşık beklentilerin her birine ve hepsine aynı anda cevap vermek hiç kolay değil ve hatta çoğu zaman imkansız.
İşte Lübnanlı siyaset bilimci ve gazetecilerle ve bu arada tabiiki bölgeyi ve sorunlarını çok iyi bilen eski UNİFİL sözcüsü Timur Göksel ile, bu genel çerçeve içinde uzun uzun konuşup, tartıştık. Doğrusu, Türkiye’nin, Ortadoğu’da bu denli sahne aldığı bir dönemde, içerde, bölgeye ilişkin, resmi düzeyin dışında yeterince tartışma ve  çalışma olmamasının büyük eksikliği hissediliyor. Doğrusu mevcut hükümetin dış politikasını oluşturanlar, Ortadoğu hamlelerinin, resmi alan dışındaki (mesela akademik alanda) açılımları konusu ile hiç ilgili değil gibiler.
Diğer taraftan, siyasi gelişmeler ve siyasi rol ötesinde işin bir de kültürel boyutu var. Gittiğim heryerde, okuryazar herkes, Türkiye’ye ilişkin daha fazla bilgilenmek (ve de ilgilenmek) üzere kültürel faaliyetler beklentisi içinde.
İlgililen (veya ilgilenmeyenlere) iletmiş olayım, elçiye zeval olmaz.