Bir enkazın ardından

'Aman uzatmayın' diyenler çok haklı, kuşkusuz çok 'asil' bir uyarı. Nereden baksanız çok çirkin bir kavgaydı. Özellikle bazılarının samimiyetinden hiç kuşkum yok...

'Aman uzatmayın' diyenler çok haklı, kuşkusuz çok 'asil' bir uyarı. Nereden baksanız çok çirkin bir kavgaydı. Özellikle bazılarının samimiyetinden hiç kuşkum yok, ama bence fazla 'asil' bir uyarı.
Bu benim başıma ilk kez gelmiyor, ne kadar isteksiz olsam da bu dile de ilk kez müracaat etmiş değilim. Bu gazetede olmasa da, eski dostlarımdan bir başkasıyla, fikir tartışması diye başlayan polemiğin sonunda, 'Adın ne mülayim sert olsan ne yazar' diye başlık atarak cevap vermiştim.
Çünkü saldırgan dili karşısında söylenebilecek fazla bir şey kalmamıştı. Hiç pişman değilim, ama çok kırgın, üzgün ve ümitsizim.
Dostluk, hatır, hatıra kimsenin diline, öfkesine, hırsına sahip olmasının önüne geçemiyor, bunu gördüğüm için çok kırgınım. Beni, bir noktaya kadar bu dilin içine çektikleri için çok üzüntülüyüm. Düşünce üzerinden yapmamız gereken tartışmaların hemen şahsileşmesinin önünde durmanın imkânsızlığını tekrar tekrar gördüğüm için çok ümitsizim.
'O yaptı, sen yapma' demek, bir yere kadar iyi niyetli bir tavsiye. Kimse kalkıp, düşünce tartışmalarında bu dili kullananlara, daha işin başında, bu dili kullanmanın çirkinliğini hatırlatma gereği duymuyor. Bu nedenle, siz cevap verdiğinizde, 'hanımefendilik sende kalsın' tavsiyesinin ardında göz ardı edilemeyecek bir ikiyüzlülük var gibi geliyor. Hanımefendilik yarışında değiliz ve de iş buraya varınca olmamalıyız. Olmamalıyız ki, bu ikiyüzlülük daha fazla devam etmesin, her yere bulaşmasın.
Şu memlekette bu kadar feminist varken, içlerinden hiçbiri, bir kadına karşı son derece cinsiyetçi, tacizci bir dil kullanıldığında sesini çıkarmıyor. Tacize uğrayan feminist arkadaşları, kendi cemaatinin mensubu değil ise görmezden geliniyor. Sonra aralarından biri dostça uyarıyor, 'Cevap verme de, genç arkadaşlarımız onun arkasında yer almak zorunda kalmasın'. O düzeyde tabii ki cevap vermem, çirkin bir kadın güreşi sahnesine çıkmayı reddetmek için sıkı feminist olmaya gerek yok. Onun ötesinde, isteyen genç, yaşlı, orta yaşlı feminist istediğinin arkasında yer alsın. İçleri bu kadar ikiyüzlülüğü, cemaatçiliği kaldırıyorsa, bence mahsuru yok.
Aynı şey, başka cemaatler için de geçerli. Kimse, cemaatinden birine, 'Derdini anlatmak için bu dili neden kullandın' demiyor, diyemiyor. İş size kalıyor, ya 'hanımefendilik' adına ses çıkarmayacaksınız, hanımefendilik üzerinden bu ikiyüzlülük ön alıp gidecek ya da bir yerinden bu çirkin kavgalara bulaşacaksınız.
Olay bu. Bu vesileyle, hemen belirteyim, benim değer dünyam, kendime saygım bazı şeyleri söylememe zaten engel, bu engeli aşmaya hiç niyetim yok.
O nedenle, kimse çekinmesin, kim bana ne demiş ve yapmış olursa olsun, kafama tabanca dayasalar, kimsenin 'özel hayat bilgisini' devreye sokmam. Bu kaygıyla söyleyeceklerinden vazgeçmenin âlemi yok. 'İkimizin karşılıklı özel hayat bilgisine sahip' olduğunu söylemenin, İbrahim Tatlıses'in bir gazeteci arkadaşımızı 'Âlem kasetlerini yayımlarım' tehdidinden farkı yok. Bu durumda, 'Onun da elinde benim kasetlerim var' denmiş olunuyor, fark varsa burada. Kimse korkmasın, ben kimsenin kasedini yayımlamam. Kimsenin kışkırtması benim değerler dünyamı yıkamaz, yıkmamalı. Keşke, bu çirkin kavga, 'İkimizin de karşılıklı şunca hatırası, hatırı var, elim başka şey yazmaya varmıyor' diye bitseydi. O bile olamadı.
Bu konu açılmış, 'düşünce tartışmaları şahsiyete dökülüyor' diye şikâyet etmişken, genelleme yapmak istemem, işi bu mecraya dökmekten imtina edenleri tenzih etmek isterim. Bunların başında, Gülay Göktürk geliyor. Aramızda son derece ağır bir polemik yaşanmasına rağmen, düşünce ekseninde kalmaya direnmesini bilenlerin de olduğunu gösteren en iyi örneklerden biri oldu. Kadın yazarların, işi hamam kavgasına dökmeden tartışabileceğini gösterme imkânı verdiği için, kendisine teşekkür borçlu olduğumu bir kez daha anladım.