Bir insan hakkı olarak ?su?

Geçen hafta, İstanbul ?su? konulu büyük bir tartışmaya evsahipliği yaptı. Bu kez İstanbul?da toplanan, 5. Dünya Su Forumu toplantısı çerçevesinde, dünyanın yeni sorunlu alanlarından...

Geçen hafta, İstanbul ‘su’ konulu büyük bir tartışmaya evsahipliği yaptı. Bu kez İstanbul’da toplanan, 5. Dünya Su Forumu toplantısı çerçevesinde, dünyanın yeni sorunlu alanlarından biri olan, ‘su krizi’ ile nasıl başedilebileceği konusu tartışıldı. Diğer
yandan bu forumun, aslında ‘su’nun özelleştirilmesine taraftar şirket ve çevrelerin görüşleri etrafında örgütlendiğini ileri sürenlerin oluşturduğu ‘Alternatif Su Forumu’ eleştirel bakışlara evsahipliği yaptı.
Malum, küresel kapitalizmin geldiği noktada, artık gezegenin temel kaynakları ve bunlar arasında en önemlilerinden biri olan su kaynakları tükenme tehlikesi içinde. Bu darboğazın, ancak yine kapitalist mantıktan taviz vermeden, suyu da metalaştırmak yoluyla aşılacağını düşünenler, bu sürecin yönetiminin nasıl olması gerektiğini tartışıyor. Bu bakışa karşı çıkanlar, ‘su’nun, metalaşmasına kökünden karşı çıkıyor, farklı çıkış noktalarından bu mantığa karşı mücedele etmeye çalışıyor. Nitekim, Alternatif Su Forumu’nun konu başlıkları, su meselesini, kamusallık, insan hakları, savaş, hegemonya, kültürel miras, ekoloji, gibi çok geniş bir yelpazede tartışmaya açtı.
Bu tartışmaların hepsi, son derece zihin açıcı ve önemli, ancak en önemlisi, küresel kapitalizmin temel mantığını, toptan tartışma konusu eden zeminden uzaklaşmamak. Bu çerçevede, kullandığımız kavramların tuzağına düşmemek konusunda
titizlenmek durumundayız. Oysa, her ne kadar alternatif forum, tartışmanın zeminini alabildiğine geniş tutmayı başarsa da, dünya çapında, eleştirel bakışın merkezi, giderek daha fazla ‘insan hakları’ ve ‘bir insan hakkı olarak su’ çerçevesine kayıyor.
‘İnsan hakları’ söylemi, ilk bakışta alabildiğine eleştirel, adil ve doğru, gözükse de, bir noktadan sonra alabildiğine ucu açık ve siyasal mücadeleyi, bir ‘listeleme’ faliyetine indirgeme riski taşıyor.
Örneğin, temiz suya erişimi insan hakkı olarak BM nezninde tescilleseniz de, bu hakkın kimler tarafından ve ne yolla kullanılabileceği ve yoksunluk durumunda yaptırımların neler olup, nasıl uygulanacağı konusu sonsuza kadar belirsizliğe mahkûm olabilir. Dahası,
bu hakların teminatı ve yaptırım gücünü temsil eden uluslararası örgüt ve çevrelerin, kendilerinin de ekonomik, ideolojik ve siyasal mücadelelerin
tarafları olduğu gerçeği es geçilebiliyor.
Kısacası, tüm insanlık adına, kim kimden, hangi güçle, hangi hakkın peşini kovalayabileceği konusunun bir büyük belirsizlik içinde olması, herhangi bir konunun ‘insan hakları’ söylemi çerçevesine havale edilmesinin yeterli olması anlayışının en büyük darboğazı. İnsanların doğuştan bazı hakları olduğu varsayımı da, doğuştan eşit oldukları varsayımı da, modern dönemin insanlığa armağan ettiği, hakkaniyetli bir dünya kurma yolunda ışık tutucu evrensel bir ilkeler.  
Ancak, bunlar ahlaki, yol gösterici ilkeler. Olayı bu şekilde görmeyip, bunların sahiden, hiçbir çaba göstermeye gerek duymadan, kendi kendilerine var olduğunu veya olabileceğini varsaymak çağımızın en büyük yanılgılarından biri. Asıl önemlisi, bu ilkelere dayalı bir dünyayı kurmanın imkânlarını sorgulamak, bu hakların teminatlarını kurmak yönünde siyasal, toplumsal, düşünsel mücadele vermek.
Aksi takdirde, insan hakları mücadeleleri, su veya başka bir şey adına, konusu ne olursa olsun, bunların teminatı farzedilen birtakım örgütlere, kurumlara dilekçe verme faaliyetinden öteye geçemez, geçemiyor. Ya, fazla evrensel ve soyut dolayısı ile küçük bir çevreyle sınırlı vicdan temizleme siyasetine, ya da çıkış noktası insanlık ve onun temel meseleleri olmaktan uzak, mikro alanlara hapsolmuş veya fazla yerel mahiyette kalıyor. Diğer yandan, ya ‘evrensellik’ iddiasının ardına gizlenen dünyanın güçlü ülkelerinin çıkar hesaplarına endeksleniyor, ya da buna karşı tepki olarak, ‘Siz dünyayı kirletmeye aldırmadan sanayileştiniz veya talan ettiniz, şimdi sıra bizde’ diyen ve siyasette evrensel ilkeleri baştan reddeden, milliyetçi kapanmalara savruluyor. ‘Su’ konusu da, halihazırda, diğer birçok önemli konu gibi, tüm bu darboğazların tam da merkezine yerleşmiş vaziyette.