'Buyrun yönetin!'

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 14 Nisan Harp Akademileri konuşmasının ardından dün bir basın toplantısı yaptı, gündemi değerlendirdi. Bence, özetle, "Türkiye'nin tablosu bu, buyrun değerlendirmeyi siz yapın, buyrun yönetin" dedi.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 14 Nisan Harp Akademileri konuşmasının ardından dün bir basın toplantısı yaptı, gündemi değerlendirdi. Bence, özetle, “Türkiye’nin tablosu bu, buyrun değerlendirmeyi siz yapın, buyrun yönetin” dedi.
Ben öteden beri, Türkiye ve bize benzer ülkelerde, asker-sivil ilişkisinin demokratik çerçeveyi zorlamasının, ‘askeri vesayet’ gibi mistik bir tanımın ötesinde sorgulanıp, izah edilmesi gerektiğini düşünürüm. Silahlı Kuvvetler’in görev ve yetki alanını, Cumhuriyet rejiminin bekçiliği adına fazlasıyla genişleterek sivil siyasete müdahelesi ciddi bir sorun. Ancak, bu sorunun en önemli sonuçlarından biri, sivil siyasetin önünün kesilmesi ötesinde tembelleşmesi olduğunu düşünüyorum.
Bu tembelleşme, öteden beri, bir kesim için ‘darbeci zihniyet’ dediğimiz, askeri göreve davet hevesi şeklinde tezahür etti. Ama tek sorun, halen bu zihniyetin yaşıyor veya yaşatılmaya çalışılıyor olması değil. Bu gidişata itirazı olan kesimlerin de, ‘asker sivil siyasetten elini çeksin’in ötesinde siyaset tasavvurları son derece zayıf kaldı. Asker siyasetten elini çektiği ölçüde bu zaafın ortaya çıkması da sorun olacak.
Açık konuşalım, askerin siyaset alanında bunca merkezi rol oynamasında, sivil siyasetin, siyasetçilerin, partilerin, açık veya örtük davetiyesi olduğu, siyasi geleneğimizin bu yönde şekillendiği de bir gerçek. Bugün sivil siyaset geleneğimizin şanlı lideri falan diye hürmetle anılan Turgut Özal ve partisinin bırakın darbe ortamında nasıl şekillendiğini, siyaset yasaklarının kalkması için yapılan referandumda, ülkenin dört yanında, darbe dilini kuşanıp, yasakların devamı için nasıl siyasi propaganda yaptığını hatırlayalım.
Neydi, Türkiye’nin yaşadığı en ağır müdahalelerden biri olan 12 Eylül darbesinin gerekçesi; ‘ülkeyi anarşiden kurtaramak!’.
Neydi Özal ve partisinin yasakların kalkmasına karşı tezi; (eski siyasetçiler için) ‘bunlar ülkeyi anarşiye sürüklediler, bırakın yasaklı kalsınlar!’ Bu darbeyi haklı kılmak değil miydi? Kuşkusuz öyleydi ama nedense kimse hatırlamak istemiyor.
Daha eskilere gitmeyelim, tam tersine hızla bugüne gelelim. Dünyanın en demokrat adamı olmanıza gerek yok, ‘Asker siyasetten elini çeksin’ demek son derece tabii bir siyasi tavır. Asıl mesele, sivil siyasetin sadece askeri kışlasında tutacak kararlılığı göstermesi değil, özellikle de çetrefil siyasi konuları, askeri alanın dışına çekme başarısı göstermesi. Bugün, Kürt meselesi, bu alanda en iyi örnek.
‘Kürt meselesini askeri tedbirlerle çözmeyiz, çözüm demoktarik siyaset çerçevesinde’ diyoruz. Peki nedir demokratik çerçevede çözüm reçetelerimiz? Belli değil. Sadece iktidar partisi için söylemiyorum. Adil ve makûl olalım. Bu hiçbir şekilde sadece iktidar partisinin çözeceği sorun değil. Tüm ülkenin ve bu arada DTP’nin sorunu. Ve tabii, ‘demoktarik açılım’ gibi muğlak bir öneriye sığınıp, ikinci cümleyi kuramadan ahkâm kesen herkesin sorunu. Öyle ya, demokratik, sivil siyaset somut reçeteler üretecek ki, askere de ‘Biz bu işi silahla değil, şu yolla çözeceğiz, güvenlik gibi bir gerekçe söz konusu değil, alanının dışına çıkma’ denecek.
Sivil siyaseti savunmak, alışıldık tembellik ve kolay demokratlık gösterileri ile olacak şey değil.
Buyük bir iddia ve bu iddianın arkasında durmanın zor yollarından geçmek gerek. Halihazırda, askerler demokratik bir düzende sınırlarının ne olduğunu kavramış görünüyorlar, bu iyi bir şey. Ancak, demokrasiler sadece askerlerin siyasete müdahalelerinin engellenmesiyle düze çıkmıyor. Asıl iş, siyaset alanını hakkıyla doldurmak, askere, polise davetiye çıkarmayacak toplumsal barış ortamını kurabilmek.
O nedenle, askerler de artık daha rahat görünüyor, ‘Demokratik rejime saygılıyız, buyrun siz değerlendirin, buyrun krizleri, ülkeyi yönetin’ diyorlar. Ve bence bunu sadece iktidara değil, hepimize söylüyorlar. Bu durumda ne yapıp edip mahçup olmamak lazım. Biz sivillere düşen iş, lafta askere, müdahaleye karşı esip savurmak değil, mahcup olmamak.