Çankaya adayları

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi tartışmalarında bu hafta ilgi, AKP'nin teşkilat içi yaptırdığı ankete yoğunlaştı. Bu kadarı doğal, ama ankete verilen tepkiler bence son derece ilginç.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi tartışmalarında bu hafta ilgi, AKP'nin teşkilat içi yaptırdığı ankete yoğunlaştı. Bu kadarı doğal, ama ankete verilen tepkiler bence son derece ilginç. Anamuhalefet partisinin tepkisi malum, onlara göre bu çerçevede yapılan, söylenen her şey 'dayatma'. Meclis'te çoğunluğu olan bir hükümetin, yasalara uygun şekilde ve bu çerçevede kendi içinden, cumhurbaşkanı seçmek istemesinin ne tür bir dayatma olduğu hâlâ anlaşılabilmiş değil.
Cumhurbaşkanlığı tartışmaları bir yıl önce başladı, ben o zaman, cumhurbaşkanının AKP içinden seçilmesinin siyasi gerilimi artıracağını, uzlaşmaya dayalı bir isimde anlaşılmasının daha doğru olacağını düşünüyor ve söylüyordum. Benim gerekçem, aynı siyasi çizgi doğrultusunda hizalanan bir hükümet, Meclis ve cumhurbaşkanı tablosunun, yasal olsa da, ülkedeki temsil tablosu açısından sorunlu olacağı idi. Halen öyle düşünüyorum, ancak, muhalefetin söylemi bu makul zeminde gelişmedi. Ben, yasal ve meşru olanın ötesinde bir demokratik uzlaşma tablosuna gerek olduğunu düşünürken, muhalefet, yasal ve meşru olanı 'gayrimeşru' ilan etti. Daha ileriye gidilip, 'Cumhuriyet'in, rejimin tehlikeye girdiği' söylenmeye başladı. Bu koşullar altında, mevcut hükümete, AKP dışından bir aday göstermesini tavsiye etmek, dayatma haline geldi.
Kim ne derse desin, bu seçim, diğerlerinden farklı gerilim unsurları taşıyor. Daha önce de, cumhurbaşkanlığı seçimleri hep gerilimli ve tartışmalı oldu, birçok kez bu gerilim kriz noktasına ulaştı. Bu durum, birçok kez, sivil siyasetle asker arasında çatışma çerçevesinde yorumlandı. Bu kez de aynı şeyin yaşanmakta olduğunu iddia edenler var, benzerliklerden bahsetmek mümkün, ancak aynılık söz konusu değil. Bu kez, gerilimin odağında, her şeyden çok bir sembol var, 'başörtüsü'. Dindar veya muhafazakârlardan ziyade, onlara karşı tepki duyanların 'siyasi sembol' haline getirdiği başörtüsü.
Cumhurbaşkanının eşinin başörtülü olması ihtimalinin yarattığı gerilim, bu ülke için ayrı bir utanç vesilesi. Yıllardır, başörtüsüne karşıtlık çerçevesinde şekillenen bir laiklik anlayışına karşı kendimce mücadele ediyorum. Benim gibi düşünenlerle yıllardır dil döküyoruz, ancak bu utançdan kurtulma yönünde fazla mesafe alınmış değil. Bu koşullar altında, AKP'nin anketinde, 'Erdoğan aday olmazsa', diye öne sürülen, üzerine görüş bildirmesi beklenilen dört adayın hepsinin eşinin türbansız olmasını yadırgamıyorum, bunu büyük bir 'taviz' olarak görmüyorum. Diğer taraftan, yıllardır, AKP iktidarına rağmen, başörtülü öğrencilerin üniversiteye kabul edilme sorununun çözülememiş olmasını yadırgamayanların, şimdi, konu cumhurbaşkanlığı olunca, 'taviz' şikâyetinde bulunmalarının ciddi bir ikiyüzlülük olduğunu düşünüyorum.
Mevcut hükümet, bu sorunun çözümünde 'gerilim yaratmama', 'konuyu toplumsal uzlaşma ile halletme' siyaseti güdüyor değil mi? Başından beri, bu politikayı eleştirenlerden, konunun sürekli ertelenmesinden şikâyet edenlerden biriyim. Ancak, iş başörtülü öğrenciye gelince, mevcut siyasi tercihe ses çıkarmayıp, iş cumhurbaşkanı adayı olmaya gelince, 'haksızlık'tan bahsetmek nasıl açıklanabilir, anlamak zor. Veya ikbal-ihtiras denklemi dışında anlamak zor. Veya, sağ siyaset kafasının tipik bir tezahürü söz konusu. Toplumun taleplerini temsil etmeye gelince 'idareimaslahat'çı, iktidar mevkilerini ele geçirmeye gelince kararlı ve ısrarcı bir anlayışın tezahürü.