Çocuk pornosu ve 'Liberal' Dogma (2)

Salı günü başladığım, 'çocuk pornosu' tartışmasına kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Konu, 'Sanal âlemde, gerçek çocuklar kullanılmadan üretilen çocuk pornosu serbest olmalı...

Salı günü başladığım, 'çocuk pornosu' tartışmasına kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Konu, 'Sanal âlemde, gerçek çocuklar kullanılmadan üretilen çocuk pornosu serbest olmalı, zira kimseye zarar vermiyor' tezini yeniden gündeme getiren Gülay Göktürk adlı yazarın bir yazısı nedeniyle açılmıştı. Açılması da iyi oldu, zira, kendisinin de dediği gibi, olay 'uçuk ve marjinal' bir düşünceden ibaret değil. İşin ucu, 'Kimseye zarar vermediği sürece her şey serbest olmalı' şeklinde tezahür eden ve liberallik adına sergilenen, aklın kısa devre yapmasına dayanıyor. Her tür düşüncenin serbestçe tartışılması, bakın tam da bu nedenle, çok önemli. Birilerinin aklı, sanal çocuk pornosunun kabul edilebilirliğine yatıyorsa, bunu ciddiye alıp, tartışmalıyız, yoksa bu kısa devrelere takılır kalırız.
Bir şeyin düşünce planında serbest olmasıyla eyleme geçmesi arasında tabii ki, muazzam bir fark var. Zihnimiz, insana, hayata dair her şeyi sonuna kadar kurcalamak ihtiyacı içindedir, bundan korkmak, kendimizle, özellikle de karanlık yanımızla yüzleşmekten, irdelemekten kaçmaktır. Ve insan veya bazı insanlar, bu kaçışı tersine çevirmek ister. Bilim de, sanat da bu isteğin, arayışın eseri ve insan olmanın temel açılımlarından ikisi.
Tam da bu nedenle, ne kadar rahatsız edici olursa olsun, birçok sanat eseri ufkumuzu açıyor, yasaklanmasını düşünmek bile istemiyoruz. Üstelik tamamen masum olmadıkları halde. Umberto Eco, farklı bir çerçevede, 'Ben sanat değeri her şeyi mazur gösterir fikrinde ısrar edenlerden değilim, bazen gerçek sanat eserleri, daha düşük seviyeli şeylerden çok daha tehlikeli olabilir' diye yazmıştı (How to Travel With a Salmon and Other Essays, 1994).
İngiltere'nin kâbusu olan, bir dizi çocuk cinayeti (Moors Murders) sanığı Brady, Nietzche'yi anımsatan bir vasat insanın üzerine çıkma felsefesine inanıyordu, favori kitabı Sade'ın 'Justine'i idi. Notlarında, 'Tecavüz suç değildir, bir zihin durumudur, cinayet üstün bir zevktir' diyordu. Hal böyle diye, bir dizi düşünür ve sanat eserini yasaklamayı savunamayız diye düşünüyorum. Liberallik adına sergilenen düz mantığın, aklının karıştığı nokta, burası olmalı.
Oysa, bu son derece çetrefil bir mesele, buradan sanal çocuk pornosu serbestisine sıçramak, sığ kafalılıktan başka bir şey değil.
Zira, çocuk pornosu seyretmekle, Thomas Mann'ın edebi bir şaheser olduğunu düşündüğüm 'Venedik'te Ölüm'ünü okumak aynı şey değil. Sanal veya değil, çocuk pornosu düpedüz, pedofili alanına giriyor ve pedofilinin, sıradan seyirlik bir zevk veya tercih olmadığı/olamayacağı açık. Dahası, bu türden bir cinsel eğilimi kabul edilir buluyorsak, o zaman pedofilin zihninin içinden düşünmemiz gerekiyor. Pedofil, çocuğa zarar verdiğini düşünmüyor, o halde neden kalkıp cezalandırıyorsunuz veya cezalandırılmasına karşı çıkmıyorsunuz? Kıstas, sadece 'karşılıklı rıza' olabilir mi? Reşit olmayan birinin 'rıza'sı geçerli değil diyorsanız, o konu da, sanıldığından karmaşık, zira hukuki reşit olma yaşı ile ergenlik yaşı farklı. Bu durumda, 18 yaşın altında yani reşit olmayan biriyle cisel ilişki ile 10 yaşındaki biriyle ilişki aynı şey mi? Değilse, niye?
Batı'da pedofili konusundaki tartışmalar, daha ziyade, çocuklara karşı küçük tacizlerde bulunanların cezaları üzerinden gidiyor ve bir yerde aynı kapıya çıkıyor. Oralarda da bazı 'liberaller', 'Bu eğilimde olan insanları, taciz ettiklerinde cezalandıralım, ama ufak tefek suçlar yüzünden ömür boyu zan altında bırakmayalım' deyip duruyorlar, diğer taraftan, ufak tefek sabıkaları olanlar tecavüz suçu ile tekrar yakalandığında haklı olarak kıyamet kopuyor. Aileler, bu türden sabıkaları olanların (buna pornografi izlemek de dahil), evlerine, okullarına yakın bir yerde yaşayıp yaşamadıklarını bilmek hakkına sahip olduğunu ileri sürüp, teşhir edilmelerini istiyorlar.
Gördüğünüz gibi konu, Gülay hanımın sandığından çok çetrefil. Özetle, ünlü romancı Julian Barnes'ın, Irak savaşı için söylediği bir sözle bitireyim:
'Savaş için gösterilen tüm gerekçeler, bir çocuğun parmağının zarar görmesine değmez' demişti.
Ben de, tüm liberal gerekçeler, ihtimal ne olursa olsun, bir çocuğun parmağının zarar görmesine değmez demek isterim. Çünkü bu, hiçbir çocuğun mağdur edilme riskini göze alamayacağımız bir konu.