Cumartesi mitingi ve cumhurbaşkanlığı seçimi

Cumartesi mitingini özetle, AKP ve karşıtlarının güç gösterisi </br>çerçevesinde değerlendirmek hatalı olur.

Cumartesi mitingini özetle, AKP ve karşıtlarının güç gösterisi
çerçevesinde değerlendirmek hatalı olur. Ama, önce oradan başlayalım. Bunun için de, önce genel tabloyu özetleyelim.
Sadece AKP ile sınırlı değil, muhafazakâr-sağ çevreler öteden beri, Cumhuriyet-laiklik hassasyetini 'marjinal', 'dar' bir çevrenin dayatmaları olarak algılamışlardır. Onlara göre, 'millet'i, 'halk'ı temsil eden sadece onlardır, gerisi 'tek parti dönemi'nin otoriter artıklarından ibarettir. Muhafazakâr-sağ çevrenin dışındakilere göre ise, Cumhuriyet'i, laikliği kendi kalıpları dışında algılayan herkes, aslında 'gerici'dir, şeriat özlemi içindedir, ilk fırsatta, Cumhuriyet kazanımlarını feda etmek için can atmaktadırlar.
Oysa, Cumhuriyet devrimleri ve laiklik her iki tarafın sandığından daha fazla kökleşmiştir. Laikliğin garantisi, dinden öcü gibi uzak
durmaya gayret gösterenlerin hassasiyetleri değil, yaşanan toplumsal pratiktir, bu ülkede, fırsat bulsa şeriat düzeni özleyenler pusuda bekliyor değildir. En önemlisi, AKP, bu pusuda bekleyenlerin partisi değildir.
Diğer taraftan, demokrasi, muhafazakârların sıklıkla iddia ettiği gibi, sadece kimin ne kadar kalabalığı olduğu ile ölçülebilecek bir şey değildir. Toplumun bir kesimi, laikliği tehlike altında görüyorsa, bu tartışılmaya mahkûm, ama ciddiye alınamayacak bir durum değildir. Bu ülkenin, bu konuda hâlâ rehabilitasyona, yeni bir uzlaşıya şiddetle ihtiyacı vardır. Ancak, bunun gerçekleşmesini, sadece dindar-muhafazakâr kesimden ve münhasıran AKP'den beklemek de haksızlık olur. Çetrefil ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini aşan bir tablo değil mi? Öyle, ama maalesef gerçek bu ve bununla yüzleşmek zorundayız.
Tam da bu nedenle, cumhurbaşkanlığı seçimlerini, bu kronik sorunun test alanı haline getirmekten kaçınmak gerekirdi. Ama öyle olmadı, bir kesim, Başbakan'ın cumhurbaşkanı adayı olma hakkını, vazgeçilmez bir demokrasi sınavı, ödün verilemez bir alan olarak savundu. Dahası, ilerisini, gerisini düşünmeden, Özal'dan kalma, 'Alışırlar' formülüne yaslandı. Diğerleri ise, işe, meşru olanı gayrimeşru, yasal olanı neredeyse yasadışı ilan ederek başladılar. Başbakan olmuş, ülkeyi Başbakan olarak temsil etmiş birini 'zanlı' haline getirmeye çalıştılar. Halen bu gayret içindeler, laiklik konusunda kronik hale gelen bir anlaşmazlığı meydan savaşına çevirmeyi başardılar.
Bu koşullar altında, Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olmadığını açıklarsa, muhalafet bunu kendileri adına 'zafer', hükümet için bir 'yılgınlık' olarak takdim etmeye azimli görünüyor.
Oysa, bu durumda aslında muhalefet zafer falan kazanmış olmayacak. Tam tersine, Erdoğan, muhalefet kışkırtmasına, makam hırsına katiyen yenilmeyen, sorumlu bir siyaset adamı olarak fazladan puan toplamış olarak seçime girecek.
Muhalefet ise, cumhurbaşkanlığı seçimi etrafında topladığı ilgi ve desteği hızla kaybedecek. Erdoğan'ın aday olmaması durumunda, seçmenine bunu izah edemeyeceği yönündeki iddialar da pek gerçekçi gözükmüyor. Zira, seçmenin böyle bir iddianın peşinden koşacağını, taviz algısı ile partiye küseceğini hiç sanmıyorum, dahası Erdoğan gibi karizmatik bir liderin, böyle bir kararı seçmene izah etmesi hiç de zor değil.
Aday olmazsa, Erdoğan için zor olan seçmeni ikna etmek değil, partisi içinde bu konuyu kesin olarak taviz verme yönünde görenleri ikna etmek olur. Yok, çoğu 'Sizi cumhurbaşkanı olarak görmek istiyoruz' diye görüş veren milletvekillerinden bahsetmiyorum. Bence, bu görüş, lidere sadakat sembolünün dışında bir tercihi ifade etmiyor.
Yine de, sonuçta, nereden baksanız, Erdoğan için de, Türkiye için de son derece zor bir seçim. Erdoğan aday olsa da olmasa da, çok ve çok
yönlü olarak tartışılacak, çok yönlü sonuçları olacak. Türkiye'de kronikleşmiş sorunlarla, cumhurbaşkanlığı seçimleri çerçevesinde bir kez daha yüzleşmemiz kaçınılmazdı ama üzücü olan, en yıpratıcı biçimde karşılaşmış olmamız. Cumartesi mitingi kuşkusuz demokratik bir hakkın kullanımı idi, ama mitinge katılanların söylemi, Türkiye'nin geldiği nokta açısından son derece kaygı vericiydi. Gündem izin verirse, bu söylemi değerlendirmeye devam etmek istiyorum.