Davos?u uzatmak

Davos?ta yaşananların tartışması uzadıkça sorunlu alanlar büyüyor. Muhalefet edenler veya eleştirenler, hazır düşük tonda giderken, iktidar partisinin ve...

Davos’ta yaşananların tartışması uzadıkça sorunlu alanlar büyüyor.
Muhalefet edenler veya eleştirenler, hazır düşük tonda giderken, iktidar partisinin ve Başbakan’ın ve tabi destek çıkanların, konuyu kapatmak yerine bu tartışmayı devam ettirmesi, sorunlu alanların öne çıkmasına neden oldu.
Önce bir noktaya açıklık getirelim; AKP’nin ve Başbakan’ın çıkışını, İslamcı geçmişine bağlayanlar, ‘Hamas sözcülüğü’ne yoranlar bir konuda çok yanılıyorlar. Bir noktada, İslamcı gelenekten gelenlerin, İsrail konusundaki hissiyatı öne çıkmış olabilir. Ama, Türkiye’nin bugün muhafazakâr bir partide buluşan İslamcıları, zannedildiği kadar ‘maceracı’, ‘içten pazarlıklı’ falan olmadıkları gibi fazlasıyla pragmatiktir. Uluslararası konjonktür ön vermese, Filistinliler için de hiçbir halk için de, iktidarlarını tehlikeye atmayacakları gibi, sokaklara da dökülmezler. Bakın, Irak’ta işgal sonrasında 1 milyona yakın insan öldü, kimsenin kılı kıpırdamadı.
Davos’da yaşananlar da, hükümetin Ortadoğu açılımı da, tamamen Batı merkezli dünya sisteminin kurguladığı şeyler değilse de, zannedildiği kadar rahatsızlık uyandıran şeyler değil. Tam tersine, bunlar, bölgede İran nüfuzunu kırmaya yönelik arzuların paralelinde gelişmelerdir. Batı’dan bakıldığında tek sorun, ûslup ve doz sorunu olabilir.
O nedenle, ‘Hamas sözcülüğü’ suçlaması, gerçek tabloyu yansımaktan uzak, daha ziyade ‘İslamcılık korkusu’ndan kaynaklanan bir yakıştırma. Diğer taraftan, ‘Davos fatihi’, ‘ezber bozan dış politika’ fazladan şişinme merakı dışında fazla anlam taşımıyor. Dahası, bu noktada, sorunlu olanı görmezden gelmek ve sonuna kadar savunmak işin çığrından çıkması gibi bir risk taşıyor.
Koşullar ne olursa olsun, meşru olarak kabul edilen bir ülkenin Cumhurbaşkanı’na ‘Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz’ demek sorunlu bir durumdur. Aynı şekilde, farklı düzlemlerde insanlar istediklerine inanır, istediklerini yerin dibine batıran sloganlar atabilir, ama iktidar partisinin düzenlediği gösterilerde ve de münhasıran Başbakan’ı karşılama gösterisinde ‘Kahrolsun İsrail’ sloganı atmak izahı zor bir durumdur. Batı merkezli uluslararası sistem içinde bir ülke iseniz bu çerçevede tanıdığınız, işbirliği yaptığınız bir ülkeye, iktidar partisi olarak, ‘kahrolsun’ diye slogan atılmasını teşvik etmeniz en hafif deyimle büyük bir çelişkidir.
Son olarak, evet İsrail başka, Yahudilik ve Musevilik başkadır. Diğer taraftan, İsrail devletinin, öteden beri, İsrail’in politiklarını eleştirenleri ‘antisemitik’ oldukları suçlaması ile susturmak gibi bir politikası vardır ve bu politika her yerde karşımıza çıkmaktadır. Bu hususun sürekli altını çizmekte fayda vardır. Ancak, Filistin duyarlığı şeklinde tezahür eden sağ/muhafazakâr çevre tepkisinin ‘antisemitizm’le hiçbir ilişkisinin olmadığını iddia etmek büyük bir ikiyüzlülük olur.
Davos’da yaşananları eleştirenlerin bile, muhtemelen ‘Yahudi kökenli’, ‘dönme’ olduğu yaftalamasının söz konusu olabildiği, bir siyasi gelenekten bahsediyoruz. Başbakan’ın bu noktada yaptığı açıklamalar, uyarılar, bu söylemin dönüşümünde olumlu adımlar olarak önemlidir. Ancak, ‘bizde antisemitizm yoktur, olamaz’ diye kestirip atırmanın, Karadenizli vatandaşın ‘Biz lahana yiyoruz, bize AIDS bulaşmaz’ demesinden öte anlamı yoktur.
Batılıların, tarihin bu noktasında, Müslüman toplumlara dönüp, ‘antisemitizm’ suçlaması yapabilmesi ve bu yolla, bu toplumlarda İsrail’e karşı yükselen öfkelerinin nedenlerini bilmezden gelmesi, sükûnetle karşılanabilir, sindirilebilir şey değildir. Ancak, antisemitizmden bahsettiğiniz anda, Yahudi kökenli olmakla yaftalanma riski taşınan bir ülkede, antisemitizm tehlikesi yoktur demek de kabul edlebilir şey değildir.