Demokrasi değil iktidar mücadelesi

Abdullah Gül, sonunda cumhurbaşkanlığı adaylığını basın toplantısı ile resmen ilan etti. Kimse kusura bakmasın, ben bunu 'demokrasi zaferi' olarak değerlendirmiyorum.

Abdullah Gül, sonunda cumhurbaşkanlığı adaylığını basın toplantısı ile resmen ilan etti. Kimse kusura bakmasın, ben bunu 'demokrasi zaferi' olarak değerlendirmiyorum. 'Ya Abdullah Gül başa, ya kuzgun leşe' korosunun, meseleyi makul bir şekilde tartışmak üzere kendilerine yönlendirilen sorulara kulaklarını kapatıp, tartışmayı ısrarla kendi belirledikleri alanın sınırları içinde tutmaya özen göstererek, konuyu 'demokrasi mücadelesi' gibi gösterme gayretlerine sonuna kadar itiraz edeceğim.
Önce, başından beri sorduğum ve bir türlü cevabını alamadığım soruyu es geçip, Gül meselesi etrafında demokrasi havariliği yapanlara, aynı soruyu ısrarla soruyorum. Bu hükümet, bu siyasi heyet, başörtüsü yasağı konusunda hiçbir şey yapmadığı halde dört buçuk yıl boyunca neden sesleri çıkmadı, hele bu kadar gür hiç çıkmadı? Denildi ki, 'Bu hassas konudur, toplumsal uzlaşma ile çözülecek'. İyi, güzel. Peki, tüm bu yazar, çizer, aydınlar bu tavrı makul buluyor da, iş Gül'ün cumhurbaşkanlığına gelince neden küplere biniliyor? Cumhurbaşkanlığı daha mı az hassas konu? Uzlaşma siyaseti vesayet rejimini kabul etmekse, başörtüsü yasağı konusunda uzlaşma kabul edildiği sürece vesayete boyun eğilmiş olmadı mı?
Başörtülü kadınların üniversiteye giremediği, meslek icra edemediği ülkede, artık neredeyse açıkça ilan edilen, cumhurbaşkanı eşinin başörtülü olmasıyla 'yürekleri soğutmak' iştahı, ilkelerle, hak peşinde siyaset değil, fetihçilik, rövanşçılık değil de nedir? Partiye emeği geçmiş, liyakat sahibi bir siyasetçinin hakkını teslim etmek konusundaki bu ısrar, parti ve bu siyasal söylem için bunca yıl saçını süpürge etmiş bunca kadının emeğinin hakkı söz konusu olduğunda ne diyor? Bu insanların hakkı, hukukuna nasıl bu kadar kayıtsız kalınabiliyor? Başörtülü kadınların, parti için bunca çalıştıktan sonra, milletvekili olmak hakkını, başı açık kadınlara sessiz sedasız teslim etmesine ses çıkarmayıp, şimdi haktan, demokrasiden, milli iradeden bahsetmek nasıl bir ikiyüzlülüktür?
Bırakın, milletvekilliğini, bu kadınlar ne adına, muhafazakâr kesimin yayın organlarında bile, mümkün mertebe gözlerden uzak tutuluyor? Muhafazakâr kesimden birçokları, (askerin, devletin işin içine karışmadığı) özel şirketlerinde, başörtülü kızları, görüntüyü bozuyor diye olsa gerek işe almaz, alırsa da başka imkânları yok diye üç kuruşa çalıştırırken sesi çıkmayan, bunları bir dakika dert etmeyenler, neden Çankaya'yı haysiyet meselesi yapıyorlar?
Gelelim, Gül'ün adaylığını tartıştırmamak için yürütülen karalama kampanyasının, şahsileştirme, dedikodu furyasının bir adım ötesinde komplo teorisi yaklaşımına. Birçok köşede, 'Bir kısım medya, belli çevreler partiyi bölmek istiyormuş da, fesat çıkarıyormuş' gibi bir çocuk kandırma söylemi boy gösteriyor. Erdoğan'a böylece tesir edilecek, parti bölünme noktasına getirilecekmiş. Tam da tersine, Gül'ün aday olmaması ihtimali, Erdoğan'a tehdit olarak kullanılmadı mı? Başka türlü, Gül'ün aday olmaması ihtimali, neden partiyi böldürsündü?
Açık konuşalım, her şey gösteriyor ki, bu ilkede falan değil şahısta ısrardı, demokrasi mücadelesi değil, siyasi iktidar mücadelesi idi ve bu mücadelede, kimse Erdoğan'ı zor bir duruma sokmaktan zerre kadar çekinmedi. Hadi başörtülü eşi olan birine itiraz, yukarıda yazdığım her şeye rağmen güya, demokratları-muhafazakârları incitti, iş inada bindi. Merak ediyorum, eşi başörtülü başka bir isim aday olsaydı, bakalım Gül'e destek verenler aynı iştahla aynı şeyleri söyler miydi? Olayın, en azından iktidar mücadelesi olup olmadığı o zaman daha iyi anlaşılırdı.
Aslında, işin bu kısmı beni çok ilgilendirmiyor, beni rahatsız eden, birçoklarının dünyevi gerekçelerini, 'demokrasi mücadelesi' kılıfında takdim etmekle yetinmeyip, bir de her türlü itiraz karşısında neredeyse terör estirmeleri, karalama, itham dili kullanıp, insanları zan altında bırakmaları. İş bu noktaya gelmeseydi, yazının son bölümünde yazdıklarımı yazmak aklımdan bile geçmezdi. Ama düşünün, başörtüsü yasağı karşısında 15 yıldır yazıp çizmeme rağmen, benim için bile 'Aslında Çankaya'da başörtülü istemiyor' anafikirli yazı yazan oldu.
Bu yıldırma taktiklerine boyun eğmeyip, yazının başında sorduğum soruları cevaplamaktan kaçtıkları sürece, birçoklarının 'demokrasi mücadelesi' iddialarını sorgulamaya devam edeceğim.