'Dostlukların son günü'

Çok kötü bir hafta sonu geçirdik. Cuma gecesi, Genelkurmay bildirisi şoke ediciydi. Ardından İstanbul mitingi, her ne kadar sivil, demokratik tepki olarak değerlendirilse de...

Çok kötü bir hafta sonu geçirdik. Cuma gecesi, Genelkurmay bildirisi şoke ediciydi. Ardından İstanbul mitingi, her ne kadar sivil, demokratik tepki olarak değerlendirilse de, Türkiye'nin iç açıcı durumda olmadığının işaretiydi.
Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı adayı olmasını tedirginlikle karşıladığımı yazmıştım, sonra bazı TV programlarında da aynı şeyi söyledim ve çok tepki aldım. Belki yıllardır başörtüsü ve inanç özgürlüğünü savunan biri olduğum için, bu tavır benden beklenmiyordu. Oysa, ben en çok bu nedenle, derin bir üzüntü içindeyim. Öncelikle, başörtülü öğrencinin üniversiteye girmesi yasağını fazla dert etmeyen, 'gerginlikten kaçmak lazım' gerekçesiyle ortada dolaşanların Çankaya'yı fethetme konusunda ne kadar ısrarcı olduklarını görmenin burukluğunu yaşadım. Kim ne derse desin, bu sağcı, iktidarcı, fetih zihniyeti beni fazlasıyla tedirgin etti.
Ben cumhurbaşkanlığı seçiminin uzlaşmacı ve serinkanlı bir biçimde seyredip, AKP'nin merkez sağda yerleşmesinin, laiklik tartışması açısından normalleşmeyi sağlayacağını düşünenlerdendim. Parti içinde bu anlayışta olanlar olduğunu biliyorum, dahası Erdoğan'ın adaylıktan vazgeçmesi bu yönde çok önemli bir adımdı. Ne yazık ki, fetihçi zihniyet kazandı, normalleşme umudumuz suya düştü.
Şimdi Genelkurmay bildirisini öne çıkarıp, bu fetihçi zihniyetin arkasında durmak istemiyorum. Darbe, askeri müdahale karşısında olmak başka şey, karşı durmamak söz konusu değil. Çok şükür, benim bu konuda tereddüte mahal verecek bir konumum yok. Son medya andıcında, Genelkurmay'ın 'Akreditasyon verilmeyecek' diye adı çizilenlerden birisiyim ve bundan hiç tedirgin değilim. Şu ana kadar orduevinde çay içmişliğim dahi yok, öte taraftan, her dengeyi gözerek herhangi bir kariyer yapma ihtirası içinde değilim, kısacası bu andıç beni hiçbir şekilde rahatsız etmedi, bundan sonra da pozisyon değiştirmeyi düşünmüyorum.
O nedenle, kimsenin beni, demokratik duruşuma gölge gelir korkusuyla, fetihcilerin hizasına çekme baskısına boyun eğmeye niyetim yok.
Bu sağcı, iktidarcı, fetihçi zihniyet yüzünden AKP'nin dört buçuk yıldır, iyi kötü başardığı normalleşme sürecinin ciddi bir şekilde zedelendiğini düşünüyorum. İstanbul mitinginde, başörtüsü etrafındaki kutuplaşmanın yükseldiğini görmekten büyük kaygı duydum. 28 Şubat süreci boyunca, laiklik adına yapılan dayatmaları, paranoyayı eleştirmekten geri durmadım,
müsaade edin artık, madalyonun diğer tarafına da bakmak gerektiğini söyleyeyim.
Aslında ben bunu hep söylüyordum, sağ-muhafazakâr söylemin Türkiye algısının zaaflarına hep değinmeye çalıştım. Bu kesim ve söylemin demokrasiyi, 'milli irade', milli iradeyi türdeş, dindar toplum olarak tarif etmenin sakıncalarının altını çizmeye çalıştım. Bu kesimde benim
gibi düşünen arkadaşlarım var, ama öne çıkan onların anlayışı olamadı. Bir kesim, kendilerini sivil, demokrat toplum, diğerlerini, zorba tek parti zihniyeti artığı bir azınlık olarak görmekte ısrar etti. Gelinen noktada, bu ısrar devam ederse Türkiye'de ciddi bir kırılma tablosu ortaya çıkar. Dahası, demokratlık adına bu kırılmayı es geçecek, bir destekle buluşursa,
daha tatsız bir süreç başlar endişesi içindeyim.
Sadece askeri müdahaleden söz etmiyorum. Sivil, demokrat tepki diye geçiştirilen miting tepkisinin milliyetçi öfke ile buluşması gibi ihtimal var. Bu seçim sürecinde, Türkiye'nin demokratikleşmesi umudumuzu suya düşüren bir tabloya dönüşebilir. Bu şekilde telaffuz etmek istemezdim ama, 'salon demokratlığı' bir felaketin yoluna taş döşer korkusu içindeyim. Tam da bu nedenle, Anayasa Mahkemesi'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerini, erken seçime erteleyen bir karar vermesini tutunulabilecek tek çözüm olarak görüyorum. Böyle bir karar verirse, üzerinde 'asker gölgesi olur' itirazının, mevcut durumdan çıkış açısından öngörüsü nedir merak ediyorum.
'Dost acı söyler' diyeceğim, ama acı söze katlananın az olduğunu biliyorum, o nedenle, tüm bu söylediklerimin bana çok dost kaybettireceğini tahmin ediyorum. Ancak kaygı ve düşüncelerimin samimiyet dışında hiçbir gerekçesi olmadığını bilmenin rahatlığı ile, eğer kaçınılmazsa, 'dostlukların son günü'nün gelmesine katlanmak dumundayım.