DTP'yi kapatmak ya da kapatmamak

DTP'nin kapatılma davası konusunda süren tartışmada söylenen yeni </br>bir şey neredeyse yok. Kürt meselesinin bir ihanetin öyküsünden ibaret olduğuna baştan karar verenler 'Oh olsun, işte gerçek yüzlerini tekrar...

DTP'nin kapatılma davası konusunda süren tartışmada söylenen yeni
bir şey neredeyse yok. Kürt meselesinin bir ihanetin öyküsünden ibaret olduğuna baştan karar verenler 'Oh olsun, işte gerçek yüzlerini tekrar gördünüz' söylemine devam ediyor. Diğer taraftan demokratlar,
'Demokrasilerde parti kapatmak siyasetin önünü tıkamaktır' diyor başka bir şey demiyor.
Bu kısırdöngü içinde, yazılarını katılsam da katılmasam da her zaman önemsediğim Gülay Göktürk, pazar günkü yazısında (bugün) farklı ve anlamlı bir şey söylüyor. Diyor ki, bir siyasi parti hukuki zeminin dışına çıktı ise, hakkında dava açılmasına karşı çıkmak hukukun siyasallaştırılmasıdır. Gerçekten de, hukuk her zaman baskı ve kısıtlamalar adına siyasallaşmaz, özgürlükler tezine yaslanarak da siyasallaşabilir. Aslında, ben hukukun siyasetin üzerinde teknik ve tamamen tarafsız bir alan olduğuna inanan biri değilim. Ancak, demokratik siyasetin, üzerinde ne kadar tartışırsak tartışalım, bir hukuki zemine dayandırılması kaçınılmaz.
Dahası, DTP demokratik siyaset açısından baktığımızda şiddet kullanan bir örgütle bağlantısı açısından başından sorunlu bir parti. Kürt meselesinin geldiği çetrefil noktayı dikkate alarak, en fazla, bu siyasi parti ile örgüt arasındaki bağı mümkün mertebe görmezden gelerek, demokratik zemine çekmek üzere alan açılabilir. Benim de başından beri gönlüm bu çözümden yana. Ancak parti, bu görmezden gelmenin üzerine üzerine gittiği, dahası şiddet örgütü ile bağını siyasi bir araç olarak kullanmaya meylettiği sürece bu çözüm çözüm olmaktan çıkıyor. Bu çözümden yana olan bizler de şiddetle siyaset yapmaya karşı mesafemizi kimseye anlatamaz hale geliyoruz. Demokratik yöntemler konusundaki tavır ve ısrarımız ikna ediciliğini yitiriyor, antidemokratik tezler kamuoyu önünde kredi kazanıyor.
Bu toplumun, siyasetin demokratikleşmesi için samimi olarak bir şeyler yapmak istiyorsak, en az politik doğruculuk ilkesinde titizlendiğimiz kadar, kamuoyu önünde ikna ediciliğimiz konusunda da titizlenmek durumundayız. Şehit annesinin, baskı politiklarının eline oyuncak olmasından rahatsız oluyorsak, onu görmezden gelmek yerine oğlu dağa çıkan orada ölen anne ile, bu acıyı durdurma konusunda ortak bir yerde buluşturmaya daha fazla çaba gösterseydik, daha anlamlı bir adım atmış olurduk.
Diğer taraftan Kürt meselesinin siyasallaşma sürecinde şiddetle kurduğu bağ, ne sadece bağlı siyasetlerinin ne de sadece Kürt muhataplarının sorunu ve zaafı. Bunca yıl demokratikleşme adına söylenen ve yapılanlar, şiddet konusunu görmezden geldiler. Şimdi, Kürtler adına siyaset yapan Kürtlerden ayrışarak, 'Artık çözün bu işi, örgüte açıkça mesafe alın' demek neredeyse ırkçı bir tavır. Topyekûn bir yeniden durum değerlendirmesi yapmak gerek, yine demokrasi adına partinin kapatılmasına karşı çıkıp, bir yana çekilerek demokrasi görevimizi yaptığımız konusunda kendimizi kandırmayalım.
Bakın, bugün birçok demokratın 'Sol partilerden daha demokrat, demokratikleşme adına eleştirilerimizi bir yana koyarak yine de desteklememiz gerekiyor' dediği AKP, bir parti kapatmayla sonuçlanan askeri müdahale ürünü. Demokratik siyaset adına sadece bu örnek bile üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken, bir demokrasi ayıbımız. Bu, İslamcı muhalefet kendine çekidüzen verememiş, askeri müdahaleyle demokratik çizgiye çekilmiş demek. Sivil siyaset adına bundan büyük ayıp olur mu? Bırakalım sabah-akşam darbeci, baskıcı eleştirisi yapmayı, biraz da demokrasi, özgürlükler adına ne yapılıyor, nasıl yapılıyor, neden her defasında duvara çarpıp geri tepiyor, darbeye baskıya alan açıyor diye düşünelim. Bu alanın açılmaması için darbe eleştiri yapıp kenara çekilmek yerine alanı kaplayalım, bunun yolunu bulalım. Daha, anlamlı, daha gerçekçi, daha samimi, daha hakiki bir çaba olmaz mı?