Erdoğan'a haksızlık

Hem istikrarı sağlayacak hem duygusal talepleri karşılayacak...

Seçimlerden sonra, 'Ya Abdullah Gül başa, ya kuzgun leşe' bir hava oluştu. Bu tavır karşısında en ufak bir tereddüde tahammül yok, ne halk düşmanlığınız kalıyor, ne vesayet yanlısı demokrasi cellatlığınız. Ben bu fikre neden karşı olduğumu defalarca, son derece anlaşılır biçimde yazdım, ama 'demokratların' kendi fikirleri dışında hiçbir şey duymaya tahammülü yok. İşin en kötüsü, konunun ilkeler, fikirler bazında değil, şahıslar bazında (tartışılması diyemeyeceğim) dedikodusunun yapılması.
Oysa, örneğin benim Gül'ün şahsıyla ne alıp veremediğim olabilir? AKP içinde, son krize kadar eleştiri konusu yapmadığım az isimden, şahsen sempati duyduğum biri. Bu fikre karşı çıkışımın diğer nedenleri bir yana, iş bu noktaya geldikten sonra, bu hastalıklı demokrasi tezinin tümünden fazlasıyla rahatsız olmaya başladım. Şöyle ki, bu ülkede, bu partinin genel başkanı, cumhurbaşkanı adayı olmaktan vazgeçti. Kimse kıyametleri koparmadı, muhalefet partisi başta olmak üzere, yaratılan 'baskı' havasına karşı çıkmadı. Nedense, Erdoğan'ın tavrı, olgun bir siyasi uzlaşma tavrı olarak hemen kabul gördü.
Mesele 27 Nisan'daki, asker muhtırası mı? Evet ama, muhalefet partisinin Erdoğan ismi üzerinde oluşturduğu baskının arka planında benzer bir güvenilen dağ yok muydu? O zaman işin adı uzlaşma oluyor da, şimdi neden vesayet? Milli irade mi? AKP arkasında o zaman halk desteği yok muydu? O milli irade başörtüsü yasağının kalkmasını son derece arzulamıyor mu? O arzu, görmezden gelinebiliyor da, başka bir arzunun gerçekleşmesi demokrasi testi sayılıyor?
Bu arada, Tayyip Erdoğan'a fena halde haksızlık yapılmış olmuyor mu? Bugün bir de 'Vay Erdoğan Gül'e yeterince sahip çıkmıyor' diye kıyameti koparmaya başlayanlar, aslında Erdoğan'ın 'tartışmalı' bir isim olduğu tezini, dolaylı yoldan onaylamış olmuyor mu? Yani, Erdoğan ismi vetolanınca, sessiz bir kabul ediş, Gül adı tartışılınca kıyamet koparmak böyle bir gizli onay değil mi?
Bakın, Başbakan danışmanlarından Yalçın Akdoğan, seçim sonuçlarını ve AKP başarısını sadece Gül'ün cumhurbaşkanlığı konusuna bağlayanlara karşı, son derece anlamlı bir yorum yazısı yazdı diye, yine kıyamet koptu. Akdoğan belli ki, konumundan ötürü, konuyu derinleştirmeden geri adım atmak zorunda kaldı. Dahası, Erdoğan çevresi, Gül'ün cumhurbaşkanlığı konusunda isteksiz dedikodusu ortaya atıldı. Oysa, ben kendi tecrübemden biliyorum, seçimlerden önce ben Gül'ün adaylığı konusunda olumsuz tavır takındığımda, bu görüşüm Erdoğan'ın çevresinden diye bilinen isimler tarafından değil onaylanmak, büyük tepki ile karşılanmıştı. Şimdi bu insanların, bu tür dedikoduların hedefi olduğunu görmenin hayreti içindeyim.
O zaman da sadece kendi düşündüklerimi söylemenin rahatlığı içindeydim, şimdi de aynı konum içinde gönül rahatlığı ile yazıyorum. Kim ne derse desin, bu karışıklıkta Erdoğan'a büyük bir haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Genel başkan ve Başbakan olarak, ülkede bin bir denge ve taleple karşı karşıya kalan isim o iken, 'uzlaşma' hakkında en küçük tassarufta bulunma eğilimi sezildiğinde, 'arkadaşına ihanet eden adam' olarak yargılanma tehdidiyle sürekli karşı karşıya bırakılıyor. Onun cumhurbaşkanlığı adaylığından feragati çoktan unutulup, bunu Gül'den isterse çok ayıp etmiş olacağı, birçok kalem üzerinden neredeyse dikte ediliyor.
Tepedeki adamdan hem toplumsal-siyasal istikrarı sağlaması, hem son derece duygusal talepleri sorgusuz sualsiz karşılaması bekleniyor.
Özetle, fena halde köşeye sıkıştırılıyor.