?Ergenekon efsanesi? yeni bölüm

Ergenekon davası, Kurtlar Vadisi?ne rakip yerli dizi seyrinde ilerliyor. Geçen hafta sonu, malum, yeni bölümü gösterime girdi. Herkese ?iyi seyirler? diyorum.

Ergenekon davası, Kurtlar Vadisi’ne rakip yerli dizi seyrinde ilerliyor. Geçen hafta sonu, malum, yeni bölümü gösterime girdi. Herkese ‘iyi seyirler’ diyorum.
Ergenekon davasına ilişkin en ufak bir eleştirisi olanlara bile, ‘asker şakşakçıları’, ‘TİT tetikçilerinin medyadaki uzantıları’ diyerek demokrasi mücadelesi verdiklerini sananların eli rahatlasın diye, özellikle alaycı bir dil kullanıyorum. Zira, maksadın bir noktadan sonra, bir mevzuyu edepli biçimde tartışmak olmadığı, bir yandan karalama, bir yandan ‘en demokrat aydın’ ödülü yarışmasında ön alma haline geldiğini gördük. Davayı, samimi olarak, demokratikleşme süreci açısından umut vaat edici buldukları için önemseyenler kuşkusuz var, onları tenzih ederim, ama ne yazık ki sayıları çok az ve sesleri genel gürültü içinde boğuluyor.
Ben doğrusu, malum, başından beri davaya kuşkucu bakıyorum ve ister inanın ister inanmayın, içten içe, hakikaten olayların seyrinin beni mahçup etmesini diliyorum. Zamanında meşhur tezkerenin Meclis’ten çıkıp çıkmayacağı konusunda kötümserdim ve yanlış tahminde bulundum, tersi çıktığındaki sevincimi tarif edemem. Umarım bu sefer de öyle olur.
Ama, bir kez daha, neden kuşkucu baktığım konusunda bir-iki şey söyleyeyim. Davaya kuşkucu bakıyorum, çünkü her şeyden önce, dava etrafında oluşan derin devletin topyekûn sorgulanması gibi, bir büyük iddia ile dava ardındaki siyasi/toplumsal irade arasında izah edilemez bir oransızlık olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, benim bildiğim bu denli büyük ve köklü dönüşümler ancak topyekûn siyasi iktidar değişimiyle, yani devrimle olur. Bir savcının açtığı davadan veya bir iktidar değişiminden bir devrimle gerçekleşecek sonucu beklemek nasıl bir akıldır anlamakta zorlanıyorum. Bu zorlandığım noktayı açıklığa kavuşturacak hiçbir izahla karşılaşamıyorum. Bu noktada, Batı Avrupa’da Gladyo sorgulamasını örnek göstermenin altı öyle kolay doldurulacak gibi değil.
Nitekim, Ergenekon’u tarih öncesine uzatan bile oldu, ama işi (Susurluk’un da ötesinde) doğru dürüst, Soğuk Savaş dönemi derin devletiyle ilişkilendirmek çabası, bir türlü öne çıkamıyor. Sağ-liberal yazarlar, meselenin ucu, o döneme ve kontr-gerillaya gidince, ‘Sovyet tehdidine karşı oluşmuş bir yapılanma’ filan deyip, hızlı geçişlerle konudan uzaklaşıyorlar. Hani meseleleri dış etkenlerle açıklamayacaktık? O zamanlar, ‘Sovyet tehdidi’ diye karanlık işler çevrildiğinde, meselenin demokrasi ile ilişkisi yok muydu? ‘Sovyet tehdidi’/’komünizm tehlikesi’ denilip demokratik talepler, siyasal/toplumsal örgütlenmelerin başı ezilmiyor muydu? Ne yani, o zamanki mazur görülecek şeydi de şimdi işler niye değişti? Yoksa, sorun o tehdit kalktıktan sonra, uzantılarının temizlenememesi ve/veya şekil ve hedef değiştirmesi mi? Yoksa, o zaman işin içinde olan CIA ve diğer istihbarat bağlantılarının desteğini çektiği, mevzi kaybeden, devlet içinde devlet kurma çabaları, altları boşaldığı için açığa çıkıyor, yakayı kolay mı ele veriyor? Öyleyse, bu neden büyük bir demokratikleşme davası olsun? 
Hadi, davanın ucu bucağı ne olursa olsun, önemli olan bu vesileyle bir büyük sorgulamayı gündeme taşımak diyelim. Peki o zaman, Soğuk Savaş dönemi boyunca ve en son 12 Eylül darbesi ertesinde yolu derin devlet dehlizlerinden geçen, bu bağlantılar çerçevesinde dünyanın dört yanında Türk okulları açanlar, komşu devletlerde darbe işlerine girişen milliyetçi ve muhafazakâr çevreler, kişilerin Ergenekon mitinin neresinde olduğu sorgulanıyor değil? Sorgulanmadığı gibi, bu işlerin içinden gelenlerin
bazısı, karşımıza geçip demokrasi kahramanlığı taslıyorlar. Kusura bakmasınlar, başkasını bilmem ama ben bu abrakadabraya papuç bırakmaktan yana değilim. Tam da bu nedenle, İbrahim Şahin gibi, olağan bir zanlının yakayı ele vermesinin tüm bu soruları gölgelemesine izin vermemesi gerektiğini düşünmeye ısrarla devam ediyorum.
Son olarak, ‘Ergenekon’u yeterince önemsemiyorsun, o halde askercisin’ diye heyheylenenlere, öncelikle Ruşen Çakır’ın yaptığı hatırlatmayı tekrarlamak istiyorum. Önce, Irak’a demokrasinin işgal ‘asker’i ile geleceğini ilan edip, işgal ertesinde sevinç çığlıkları atanlarla bir demokrasi muhasebesi yapsınlar.
Komşu ülkede ABD ‘asker’inin demokrasi kuracağını iddia eden adam, bu ülkede bana üstelik hiç alakası yokken ‘askerci’ falan diyecek. Bunun ciddiye alınacak hiçbir tarafı yok, boşuna çenelerini yormasınlar. Benim söylediklerim, niyeti halis ve tutumu samimi olanlara, kayda geçsin isterim.