Ergenekon gölgesinde 'demokratikleşme' (1)

Siyasi analiz yaparken ilkesel bir zeminden hareket etmeye, sağduyusunu korumaya özen gösteren o kadar az insan kaldı ki!

Siyasi analiz yaparken ilkesel bir zeminden hareket etmeye, sağduyusunu korumaya özen gösteren o kadar az insan kaldı ki!
O nedenle, bu az insanın yazıp çizdiği beni her zamankinden daha fazla heyecanlandırıyor, bu arkadaşlarımızın yazılarına dikkatinizi çekmek ihtiyacı duyuyorum. Olur ya, gözünüzden kaçmıştır diye düşünüyorum.
Geçen hafta, Ruşen Çakır’ın ‘Provokasyon demekle iş bitmiyor’ başlıklı yazısını (Vatan, 18 Aralık 2009) bu çerçevede, anmak istiyorum.
Çakır, son zamanlarda, siyasi analizlerin provokasyonla başlayıp, provokasyonla bitmesinin olan biteni anlamak açısından nasıl bir kısır döngü olduğunu, olayları anlamamızı nasıl perdelediğini gayet güzel dile getirmiş. Bu çerçevede, sadece bugün olanlar değil, yakın tarihimiz, özetle Ergenekon çetesinin faaliyetlerinden ibaret görülüp, gösterilmeye çalışılıyor. Ben de, dilim döndüğünce benzer şeyleri dile getirmeye çalışıyorum. Ama dahası var!
Dahası şu, Ergenekon söylemi çerçevesinde yakın tarihimiz yeniden yazılıyor ve büyük ölçüde ‘temize çekiliyor’. Burası çok önemli, o nedenle bunu ayrıca yazacağım. İkincisi, yine Ergenekon söylemi çerçevesinde, otoriter bir siyaset anlayışı ve uygulamasına mazeret bulunuyor. Bu da çok, ama çok önemli.
O nedenle bu ikincisinden başlayalım. Bakın, işçi, emekçinin hak arama eylemleri bile gelip, provokasyona dayandı. Ankara Valisi, Tekel işçilerine karşı uygulanan, insanlık dışı sindirme önlemlerini, ‘provokasyon’ mazeretine sığınarak savuşturma yoluna gitti.
Tüm otoriter rejimler, sistemler ve iktidarlar, kendilerine karşı çıkan herkesi, her şeyi, ihanet, hıyanet, provokasyon olarak kestirip atarlar. Hep birileri, ihanet içindedir, olmayanlar ‘gaflet ve delalet’ içinde kötü emelli birilerine alet oluyorlardır, bu nedenle her tür yöntemle sindirilmeyi, susturulmayı hak ederler. Bu uğurda kesilen parmaklar acımaz!
Bakın, Kürt meselesi de aynı çerçeveye oturmadı mı? Reşadiye olayında, parmaklar Ergenekon’u gösterdi. Olmadı, ‘Derin devlet’e karşı, ‘derin PKK’ provokasyonundan bahsedildi. Oysa, durum gayet net; iktidarın Kürt açılımına aklı yatmayanlar, kendi bulundukları yerden tepki gösteriyor. Doğrusu, hükümetin, doğru olduğuna inandığı açılım politikasında emin adımlarla gitmesi ve tepkileri boşa düşürmesidir. Muhalefet partilerinin itirazlarını, PKK’nın karşı direnişini boşa düşürecek şey, Kürt meselesinde yeni bir toplumsal mutabakat zeminini kurup, toplumu bu zemine çekebilme başarısını göstermesi olabilir. Bu durumda, açılım siyaseti başarılı olur mesele kalmaz.
Bugün geldiğimiz noktada, değil her türden tepkiyi öngören ve boşa çıkarabilecek bir siyaset kurmayı, iş geldi, bırakın tepkileri, aklı hükümetin açılım siyasetine yatanların en ufak soru ve itirazlarını ‘teröre hizmet’ diye niteleyen bir sindirme anlayışına dayandı.
Başladığımız noktaya geri dönelim; kendi aklı, sözü dışındaki her şeyi ‘düşman’, ‘düşmana hizmet’, olan biteni provokasyon olarak yaftalayan siyaset anlayışına ‘otoriter siyaset’ diyoruz. Eskiden Kürt demek ihanetti, şimdi Kürt meselesine hükümetten farklı bakmak ihanet oldu. İşte değişen bu!
Sadece Kürt meselesinde değil, tüm siyasi meseleleri, toplumsal sorunları bu çerçevede gören bir siyaset anlayışı ile karşı karşıyayız. Eskiden işçi demek komünistlikti, ‘vatan hainliği’ idi, şimdi işçi eylemi provokasyon! Değişen bu! Eskiden demokrasi diye söze başlamak kuşku yaratırdı, şimdi ‘bu nasıl demokratlık?’ demek zan altında bırakıyor, değişen bu!
Dahası, şimdi ‘darbenin eşiğindeyiz, işte Ergenekon ortada!’ söylemi ile, susturma sindirme faaliyeti, ‘militarizme karşı demokrasi mücadelesi’ gibi soylu bir kisve bulmuş vaziyette.
Aklı başında kimsenin militarizme geri dönmeye aklı yatıyor değil, ama birçoklarının aklı, bu bahane ile, feci bir sivil otoriterliğe yatar hale geldi. Göze girme hevesi, o olmazsa gözden düşme, işini kaybetme, hedef olma, vergi cezası korkusu da işin cabası. Tüm bunların içinden demokratikleşme, Kürt meselesinin halli gibi şeyler çıkmayacağı gibi, iktidar da dahil olmak üzere, hepimiz fazlasıyla zararlı çıkacağız.
Bunu görmek bu kadar zor mu?