Ermenistan, Suriye, Doğu Konferansı

Salı günü Türkiye ve Suriye arasında vize uygulamasının kaldırılması anlaşma, tören ve kutlamaları için Dışişleri Bakanlığı, 10 bakan ve birçok milletvekilinin de dahil olduğu...

Salı günü Türkiye ve Suriye arasında vize uygulamasının kaldırılması anlaşma, tören ve kutlamaları için Dışişleri Bakanlığı, 10 bakan ve birçok milletvekilinin de dahil olduğu kalabalık bir heyetle önce Halep’e, sonra sınıra ve en son Gaziantep’e gittik. Burada ayrıca, Suriye Stratejik Ortaklığı Bakanlar toplantısı yapıldı.
10 yıl öncesine kadar Suriye ile ilişkilerimiz son derece gergindi, bu gerilimden, bir büyük dostluğa varan dönüşüm çok sevindirici. Daha önemlisi, dört-beş yıl önce, Suriye, ABD dış politikasının, Irak işgali ardından, gözden çıkardığı ve hedef aldığı ülkelerden biriydi. Irak işgalinin tam bir bataklığa saplanması, bölgede yeni bir askeri müdahele fikrini imkânsız hale getirdi. Diğer taraftan, Türkiye, Suriye’ye mesafeli durmak konusunda maruz kaldığı baskılara direndi.
O zaman, siyasi danışman sıfatıyla, Ahmet Davutoğlu çok sert eleştirilere göğüs germek durumunda kaldı.
Bu açıdan, bugün gelinen nokta son derece önemli.
Diğer taraftan, daha ta başından, Irak işgalinin hemen öncesinde, bu işgale karşı ses vermek üzere bir araya gelen farklı görüşlerden bir grup insan, ‘Doğu Konferansı’ adı altında toplanmıştık. Irak işgaline ve bölgede yeni bir askeri müdahale tehdidine karşı bir şeyler söylemek ve bölgede barış adına bir platform oluşturmak üzere yollara düştük. Önce Suriye’ye, ardından Lübnan, Ürdün, Mısır ve İran’a gittik.
Bu arada, Ortadoğu dışında kalan, ancak bölge barışı için olmazsa olmaz dediğimiz Türkiye’nin Ermenistan ile barış köprüsü kurması adına, ilk sivil grup olarak Ermenistan’a gitmeyi önceledik.
Geçen bir hafta içinde olanlar, önce Ermenistan ile diplomatik açılım, sonra Suriye ile bu denli yakın ilişkiler kurulması, kalkış noktamızın ne kadar önemli olduğunun en iyi işaretleri. Oysa o dönem, en iyisi hafife alma olan bin bir eleştiriye maruz kalmıştık. Bunların arasında, ‘avanaklık’ ve ‘Suriye muhaberatı ajanı’ hakaretleri bile vardı. Ancak en kötüsü, bu grubun içinde yer alan bazı arkadaşlarımızın dahi, zaman içinde, ‘Doğu Konferansı’ adını ağzına almaktan imtina etmesi oldu. Ermeni meselesi adına yapılan konferanslar ve çalışmalarda bir kez bile ‘Doğu Konferansı’ lafı edilmedi.
Dışişleri Bakanlığı, salı günkü Suriye programına, ‘Doğu Konferansı’ndan gazetecileri (Mete Çubukçu, Hakan Albayrak, Sefer Turan, Ayşe Böhürler, Nihal Bengisu ve ben) özellikle davet etme inceliğini gösterdi. Gazeteci kimliği olmayan ancak, ‘Doğu Konferansı’nın öncelikle kurucuları olarak çok emeği geçen arkadaşlarıma hepimizin vefa borcu olduğunu düşünüyor ve hepsine bu vesileyle teşekkürü borç biliyorum.
‘Doğu Konferansı’, öncelikle, Mehmet Bekaroğlu, Nihat Genç ve Aydın Çubukçu’nun gayretleri ile Ankara’da bir araya gelen birkaç arkadaşımızın girişimiyle başladı. Başından beri, gruba en çok emeği geçen arkadaşlarımız, Ömer Laçiner, Yıldız Ramazanoğlu, Hayri Kırbaşoğlu, Halil İbrahim Sarıoğlu, Cevat Özkaya ve tabii Hırant Dink’di. Can Dündar, Nebil Özgentürk, Yusuf Kaplan gibi bazı arkadaşlarımız, ancak bazı gezilerimize katılabildiler. Unuttuklarım varsa, kusuruma bakmasınlar. Tabii, unutmadığım ama, yazıp çizdiklerimde ‘Doğu Konferansı’ndan söz etmediği için birlikte anılmaktan rahatsız olduğunu düşündüğüm isimleri zikretmiyorum. 
Bu arada, ‘Doğu Konferansı’nın tüm gezilerinde bize eşlik edip, kamuoyu ile paylaşmamızda bize büyük destek veren Cüneyt Özdemir, Özgül Apaçe ve CNN/5N 1K ekibine ne kadar teşşekkür etsek azdır. Son olarak, özellikle Suriye ve aslında tüm Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye arasında inanılmaz bir köprü kuran, beni Suriye ile ilk kez tanıştıran
sevgili Hüsnü Mahalli’nin, bu sürece yaptığı katkıyı hepimizin teslim etmesi gerekiyor.