'Eşsiz' demokrasi

Bu ay sonu yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi oradaki havayı yoklamak amacı ile geçen hafta Lübnan'a gittim, döndüm. Ama şimdilik Lübnan izlenimleri yazmayacağım.

Bu ay sonu yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi oradaki havayı yoklamak amacı ile geçen hafta Lübnan'a gittim, döndüm. Ama şimdilik Lübnan izlenimleri yazmayacağım. Onların seçimlerine daha epey var, Ortadoğu'da neler olup bittiğiyle ilgilenmemeye yeminli bu ülkede olur da, gündem olursa o zaman yazarım. Hem bizim cumhurbaşkanlığı seçimi konusu
hâlâ daha taze ve önemli bir konu.
Hafta sonu, cumhurbaşkanlığı resepsiyonu haber ve görüntülerini hüzün ve tedirginlik içinde izledim. Cumhurbaşkanı olmuş birinin eşinin yanında yer almaması, nereden baksanız çok hüzünlü bir tablo, geri kalanı tedirgin edici. Tedirginliğimin nedeni, sıklıkla tedavüle sokulan askeri müdahale ihtimali değil. Ben Türkiye'de artık böyle bir ihtimali çok uzak görüyorum. Beni en çok tedirgin eden, 80 küsur sene sonra hâlâ Cumhuriyet rejimi üzerinde gereken ittifak ve bunu gerçekleştirecek toplumsal barışın sağlananamış olması. AKP'nin seçimlerde oyların hemen yarısını almış olması beni hiç de rahatlatmıyor, çünkü sorunu çözmüyor.
Daha önce, 'Başörtüsü küçük bir azınlığın sorunu' diyenlere de aynı şeyi söylüyordum. Velev ki sayısal, istatiksel olarak böyle olsun. Bazı şeyler sayı meselesi değil, mahiyet meselesi. Başörtüsü sorunu, bu ülkede, her zaman sıradan bir giyim tercihi değil, fazlasıyla yüklü bir arka planı olan bir çatışmanın konusu oldu. Bu çatışma alanında her şeye rağmen bir türlü ilerleme, barışmaya giden bir süreç yaşanamadı. Böyle bir ortamda, asker kışlasından çıkmasa da, demokrasiden bahsetmek zor. Bu yolda ne kadar ilerleme sağlandığı, cumhurbaşkanlığı resepsiyonunda, başörtülü eşlerin evde bırakılmasının çözüm olarak görülmesiyle bir kez daha ortaya çıktı.
Bir Vakit gazetesi yazarı, 'Evdeki eşin başörtüsü sorgulanmayacak artık!' diye başlık atmış (A. İhsan Karahasanoğlu, 29 Ağustos 2007). Bu kafada olursanız, başörtülü eşin evine tıkılmasını çözüm olarak görürseniz, evet şimdilik sorun yok gibi gözüküyor. Bu kafa ile, başörtülü kadınları kamu alanında görmekten huylanan kesimin anlayışının bu noktada buluşuyor olması da ayrı bir tuhaflık. Bu koşullar altında insan, cumhurbaşkanı eşini kamu alanından men eden baskıyı yaratanlara mı, bu baskıyı toplumsal barış süreci içinde bertaraf etmek yönünde çaba harcamaktan ziyade, bütün enerjilerini bir makamı ele geçirmeye harcamayı tercih edenlere, öncelikleri bu olanlara mı daha çok hayıflanacağını bilemiyor. Ve aslında, bu ikisi birbirini besliyor, sonuçta son derece marazi
bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz.
Hani demokrasi dayatmalara ne olursa olsun karşı çıkmaktı? Uzlaşmadan bahsetmek bile 'taviz'di, vesayet rejimini onaylamaktı? Eşsiz resepsiyon, bu açıdan bakıldığında, taviz değil mi? Nerede demokrasi havarileri, neden bir şey söylemiyorlar? Benim görebildiğim kadarıyla, bir tek Star gazetesinde, Ahmet Kekeç her zamanki ironik üslubuyla 'Eşsiz çözüm' başlığı altında, bu tuhaflığa işaret etti. Amaç, ortamı germemek mi? O zaman, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına gerilim tırmandırmamak adına karşı çıkanlar neden vesayetçi diye karalanıyordu?
Gül'ün seçim öncesi, başörtüsü odaklı çatışma alanını toptan sorgulamak yerine, alttan alıp, başörtüsü konusunda 'Eşimin farklı bir uslubu olacak' (Hürriyet, 29 Mayıs 2007) demesi taviz değil, kendisinin cumhurbaşkanlığının gerilim yaratacağını söylemek taviz öyle mi? Seçimden sonra, Tunceli milletvekili Kamer Genç'in, Gül'e 'Köşk'e kara çarşaflıları doldurmayın' demesi karşısında, 'Eşimin arkadaşlarının çoğunun başı açık' (Hürriyet, 21 Ağustos 2007) demek taviz değil öyle mi?
Bu soruların cevabını, Gül'ün cumhurbaşkanlığını demokrasi testine çevirip, en ufak bir eleştiriye karşı karalama ve terör estirenlerden bekliyorum. Belli ki eşi benzeri kolay bulunmayan, içinde başörtülü kadın olmayan 'eşsiz' bir demokrasi anlayışları var.