Filmi geriye sarmak

İçinde bulunduğumuz krizde, çare olarak ortaya çıkan siyasiler, oluşumlar ve hele 'her derde derman' gibi takdim edilen yeniden Demokrat Parti girişimi, insanı topyekûn karamsarlığa itecek mahiyette.

İçinde bulunduğumuz krizde, çare olarak ortaya çıkan siyasiler, oluşumlar ve hele 'her derde derman' gibi takdim edilen yeniden Demokrat Parti girişimi, insanı topyekûn karamsarlığa itecek mahiyette. Bu toz duman arasında, Kürt siyaseti adına DTP'nin açılımları yine en umut vaat eden gelişme oldu. Ama bu konuyu müstakil bir başka yazıya erteleyip, önce merkez siyasetin ahvaline göz atmakta fayda var.
Türkiye'nin en büyük sorunlarından birinin, geçmişle hakkıyla muhasebe yapılamaması olduğunu düşünüyorum. Oysa, kriz dönemleri bu muhasebeleri yapmak için en iyi zamanlar olmalı. Daha önce böyle olmadı, hiçbir siyasi akım, gelenek, söylem, bir krizin ardından adamakıllı bir hesaplaşma yapamadı. Takdir edersiniz ki, krizler karşısında acil pozisyon değişikliğini ciddi muhasebe sayamayız, saymamalıyız.
12 Eylül'den sonra, sol büyük ölçüde savruldu, soldan sağ liberalizme hızlı geçiş yapanlar, bir-iki klişeye sığdırdıkları dönüşümlerini, muhasebe diye yutturmaya çalıştılar. 28 Şubat ertesi, İslamcılar, benzer bir hızlı geçişle merkez sağ siyaset kulvarına geçtiler. Bu hızlı geçişlerin, geçmişin muhasebesini yapmamanın doğurduğu sonuçların siyasi maliyetlerini hep birlikte ödüyoruz. Mesele, bazılarının yaptığı gibi, geçmişi sabıka gibi birilerinin karşısına çıkarmak değil, filmi geriye sarıp doğru dürüst hesaplaşma olmalıydı.
Bu filmi geriye sarıp, ciddi muhasebe yapması gerekenler sadece sol ve tabii bu arada sol siyasetden ziyade Cumhuriyet'in resmi ideolojisinin temsilciliğini üstlenen CHP değil. Bu arada merkez sağ geleneğin de ciddi bir hesaplaşmadan geçmesi gerekmiyor muydu? Varlığını sürdürmeyi sırtını asker-devlet geleneğine dayayarak devam ettirmekte hiçbir sakınca görmeyen CHP geleneği karşısında, merkez sağ gelenek de, aslında askeri müdahalelerle ayakta kalmıştır. Kestirmeci bir devlet/millet ikilemi, 'milli irade' popülizmi üzerinden varlığını sürdürmekle kalmayıp, kıyıcı ekonomik politikaları muhafazakâr kalabalıklara onaylatmıştır.
Bu durum neredeyse hiç değişmeden devam ediyor, bugünün koşullarında, şimdi iki parti aynı ipte oynamaya çalışıyor. İktidar partisi AKP, merkez sağ geleneğin, askeri müdahalenin mağduru, devlete karşı milletin temsilcisi rolünü sonuna kadar oynamakta kararlı. Buna karşı, merkez sağın eski aktörleri, rakiplerini İslamcı geçmişle köşeye sıkıştırıp, aradan sıyrılma derdinde. Oysa, AKP'nin merkez sağdan boşalan yere yerleşme girişimleri, merkez sağın topyekûn çöküşü ile olmuştu. Kimse kalkıp da, merkez sağda ne oldu da toptan çöktü, bugün alternatif diye ortaya çıkanlar, neden geçen seçimde barajın altında kaldı diye sormayacak mı? Veya neden sormuyor?
Mesela, Kürt meselesinin bu noktaya gelmesinde, 90'lı yıllarda DYP iktidarının izlediği politikların rolü yok mu? Dünün, kanlı bir çatışma ortamının mimarları, Susurluk kahramanları bugünün demokrasi kurtarıcıları olabilir mi? 'Devlet için kurşun atan da, yiyen de bizdendir' vecizesini icat edip Tansu Çiller'in eline tutuşturanlar, geçmişin hesaplaşmasını yapmadan, bugünün demokratları olabilir mi?
Tüm bu yakıcı soruların ötesinde, ben diyorum ki, bu ülkede siyasetin sürekli patinaj yapmasında tüm siyasi çevre ve söylemlerin rolü, sorumluluğu vardır. Askeri müdahaleye karşı olmak başka şey, tüm sorunu askeri müdahalelerle açıklamak başka şeydir. Dahası her şeyi askeri müdahalelerle açıklamak, öteden beri, kısa yoldan hesaplaşmadan kurtarmak gibi, çok habis bir işlev görmektedir. Bu noktaya gelmemizde, devlet geleneğinin temsilcisi CHP çizgisi kadar, 50'li yılların Demokrat Partisi'nden başlayarak, ona alternatif olarak görülen merkez sağ çizginin sorunlu demokrasi ve siyaset anlayışı vardır.
Bugün gelinen nokta, tüm siyasi söylemlerin filmi geriye sararak, ciddi muhasebe yapmasını gerektirecek kadar vahimdir. Onları bunu yapmaya zorlamazsak, her şey olduğu gibi, hatta kötüleşerek devam edecek gibi gözüküyor.