'Fukara muhafazakârlık'

Başımıza gelecekleri tahmin ettiğim için, 'Başbakan'ın kongre konuşmasını 'mütevazı' çerçevede okursak umutkâr, abartırsak karamsar olmak için çok neden var' diye yazmıştım.

Başımıza gelecekleri tahmin ettiğim için, ‘Başbakan’ın kongre konuşmasını ‘mütevazı’ çerçevede okursak umutkâr, abartırsak karamsar olmak için çok neden var’ diye yazmıştım.
Nitekim, abartmanın, abanmanın her türlüsü tedavüle çıktı. ‘Büyük Türk demokratları’, ‘İlerici muhafazakârlık’ diye manşet attılar. ‘İlericilik’ sol siyasetlerin uzunca zaman bel bağladığı, sığ bir pozitivist-tarihselci yaklaşımdır. Başlı başına tartışmaya muhtaç bir kavramdır, onu konuyu şimdilik uzatmayalım. Zira, şu anda acil olarak sorun etmemiz gereken, Türkiye’de demokrasi, özgürlük mücadelesini kestirmeden mevcut iktidara endekslemektir, gerisi bu kısır yaklaşımı, eğreti kavramlar icat edip allayıp pullamaktır.
Muhafazakârlar da, bu kervana ‘Devrimci muhafazakârlık’ gibi bir ‘oksimoron’ ile katılmışlar. Muhafazakârlık kavramı çok tartışmalıdır, ama tartışmalı olmayan, muhafazakârlığın devrimciliğin, eskilerin tabiri ile ‘mefhum-u muhalifi’ yani ‘karşı görüş’ü olmasıdır. Muhafazakârlık, sıklıkla zannedildiği gibi toplumsal, siyasal, tarihsel değişime karşı bir siyasal tutum değildir, sadece değişimin devrim ve benzeri radikal yollarla değil, ‘uhulet ve suhulet’ ile, sarsıcı olmayan yollarla gerçekleşmesi gerektiğine inanır. Muhafazakârlığın kurucu babası sayılan Edmund Burke, Fransız Devrimi’ne karşı ünlü çıkışını bu temele
dayandırıyordu. Modern bir siyasal kavram olan ‘muhafazakârlık’, bu çıkış üzerinden kuruldu.
Yok, ‘Biz onu bunu bilmeyiz, AK Parti, eşyayı yeniden tarif ediyor, kavramları yeniden yazıyor, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ diyorsanız o başka. Tarihi, Türklerin başlattığını iddia eden Türk Tarih Tezi, tüm dillerin Türkçe’den çıktığını iddia eden Türk Dil Tezi gibi, AK Muhafazakârlık Tezi icat edersiniz, olur biter. Türk Tarih Tezi, Türk Dil Tezi ne kadar
oldu ise, öyle olur, ne kadar bitti ise, öyle biter.
Öyle olduğu için, AK Muhafazakârlık Tezi ‘fukara’ bir muhafazakârlık tezi. AK Parti’nin siyasal macerasını ‘hayırda yarışanlarla’ şerde birleşenler eksenine, yani ucuz bir İslami popülizme dayandırmaya çalışan sıradan bir methiye. Bu sıradan methiyeye, ‘bu topraklara yabancı ideolojiler’ gibi sağcılığın en eski tezlerini ekleyen bayat bir siyaset analizi. Nihayet, muhafazakârların değişime öncülük edebilir olmasını, AK Parti Kongresi’nin tarihe tanıştırdığı bir devrim sanan sığ bir siyasal düşünce okuması.
Thatcher döneminin ünlü İngiliz muhafazakârlarından David Willet, Edmund Burke’ün tanımladığı bu siyasal tutumu, ‘muhafazakârlık, değişime tarihsel patine yapmaktır’ diye özetlemişti. Bu çerçeve içinde, toplumsal, siyasal, tarihsel değişimi topluma, bildik sembol, isim ve değerler etrafında takdim etmek son derece anlaşılır bir şeydir. Başbakan’ın kongre konuşmasında, tarihin farklı dönemlerinde, toplumun farklı kesimlerinin benimsediği 10, 15 ismi ortak bir zeminde takdim etmesinde, muhafazakâr siyasetin geleneksel tutumu çerçevesinde şaşacak, abartacak hele onu devrimci ilan edecek hiçbir şey yoktur.
Ortada sosyalizm gibi bir siyasal tehdit yokken, eskinin sosyalistini taltif etmek radikal bir çıkış değildir, olamaz. Listede yer alan, Necip Fazıl, Said-i Nursi gibi isimler zaten muhafazakâr-sağ kesimin idol isimleridir. Konu Kürt açılımıyken, listede çok popüler bir-iki Kürt sanatçının olmasına nasıl devrimci bir mana atfedilir, bilemiyorum. Sonuçta, söz konusu olan demokratik bir açılıma arka plan oluşturacak göndermelerin yapıldığı, eli ayağı düzgün bir metindir.
Bu metne, bu göndermelere demokrasi manifestosu, devrimci atılım muamelesi yapmak, olsa olsa fukara demokratlığı, fukara muhafazakârlığı tesellisi olur. Benim için, bu fukaralıkta ısrar etmek Türkiye için umutkar değil, karamsar olmak için yeterli sebeptir.