Gözü yaşlı Meclis

Çıkışı ne tür bir tarihsel momentumla olursa olsun, değil mi ki, Kürt meselesinin çözümü yolunda bir umut belirdi, peşinden gitmek lazım. Zaten, zorlayıcı etkenler olmazsa, herkes ağırdan alıyor, hiçbir sorun çözülmüyor.

Çıkışı ne tür bir tarihsel momentumla olursa olsun, değil mi ki, Kürt meselesinin çözümü yolunda bir umut belirdi, peşinden gitmek lazım. Zaten, zorlayıcı etkenler olmazsa, herkes ağırdan alıyor, hiçbir sorun çözülmüyor. Dahası, zorlayıcı etkenler olmazsa, eli güçlü olan, değil sorunu çözmek, mağdurunu daha da eziyor, yok etmeye çalışıyor. Keşke böyle olmasa, ama tarih böyle işliyor.
Canına susadığı için değil, tarih böyle işlediği için, onca insanın gözü karardı, silahı alıp, dağa çıktı.
Bunca insan, ‘vatan haini’ olduğu için değil, kendini, öz yurdunda ‘garip’, ‘parya’ hissettiği için, kendine
ayrı bir vatan edinme fikrinin peşine düştü.
Bugün, ‘tarihsel momentum’ dediğimiz, ABD’nin Kuzey Irak’tan çıkış koşullarıdır. Dün başka şeydi, yarın bir başka şey olacak, ama ‘tarihsel momentum’ dediğimiz şey, hep düne kadar eli güçlü olanın, elinin sıkıştığı yerdir. Velev ki, düne kadar eli güçlü olan, bugün itibarıyla, ufukta beliren daha büyük çıkarlar adına hareket ettiğini düşünsün, hedefine ulaşma yolunda işi, dün ezdiğiyle acilen barışmadan geçecek. Dün ‘Kürt mürt yoktur, daha sonra, varsa var, hepsi Müslüman değil mi, maraza çıkarmanın ne âlemi var?’ diyenler bügün Ağrı Dağı Efsanesi okuyacak.
Keşke böyle olmasaydı, ama siyaset böyle işler.
Meclis’te ağlayanlar, liderlerinden duyduklarını ilk kez duydukları, hislerini bastıramadıkları için değil, siyasetin ‘sahne duygusu’ ile ağlaşıyorlar. Sahne sanatçıları bu ‘duygu’ya aşinadır, rolünün hakkını verebilen sanatçılar sahnede olduğu süre boyunca neyi veya kimi oynuyorsa odur. Sahiden ağlar, sahiden kızar, insan kendini rolüne inandıramıyorsa, kimseyi inandıramaz, kötü oyuncu olur. Siyaset de, sahne duygusu gerektiren bir iştir. Siyasetçiler, zannedilenin aksine, söylediklerine önce kendi inanan insanlardır. Karizmatik liderler önce
kendileri, kendi dehalarına inanmasa, bunca insanı inandıramaz, yeterince tesirli olmazlar. Buraya
kadar işin içinde samimiyetsizlik yoktur.
Ama, siyasetin sahnesi, sanatın sahnesi gibi masum değildir. Sanatın sahnesinde, binbir kılığa ve ruh haline bürünme kabiliyetinde olan insanlar, kendi bedeni ve ruhu üzerinden, bize insanlık hallerini sergiler. Oyun biter, perde iner. Kazançlı çıkarız, bilet parası dışında da bedel ödemeyiz.
Siyaset sahnesinde olanların, her zaman hepimize paylaştırılan bedelleri vardır. Ve bilin ki, o sahnede oyun ne kadar dramatikleşirse, perde arkası o kadar karmaşıktır. Dahası, siyaset sahnesinde, iddia ‘sahicilik’ olduğu için, sahne duygusu fazlasıyla sırıtabilir.
Duyduklarından habersiz olmaları imkânsız bir heyetin, bunca zaman bambaşka telden çaldıktan sonra, iki gün önce Meclis’te gözyaşlarına boğulma sahnesi ruhumu bulandırdı. Rolüne kendini iyice kaptırmış, yönetmeye kendini beğendirmeye kitlenmiş ama, alelacele yazılmış bir senaryoyu, kötü bir sahnede oynamaya çalışan, bu kötü oyuncular, adalet duygumu incitti. Kürt meselesi, şiir kasedi dinleme seyrine girdi.
Ama bunları söylemekten de rahatsız oluyorum. Ben diyorum ki, bırakalım bu hamaset ve samimiyetsizlik üzerinden gitmeyi. Muhalefetin hamasetini savuşturmanın yolu, açık konuşmaktır. 
Gelinen noktanın vehameti, mevcut hükümetin sorumluluğunda olmadığına göre, itirafından gocunmanın da anlamı yok. ‘Bildiğiniz daha iyi bir yol varsa beri gelin’ dersiniz olur biter. Ama tabii, bugüne kadar ‘Rabbena, hep bana’ demiş, bu tavırda hâlâ sorun görmeyen bir anlayışın da bunu demesi zor. Mesele budur. Böyle devam ederse de, çıkış yolu uzaktır. Söylemek istediğim de, söylediğim de bu.
Bu tür sözlerin ardında, ‘nazik sabotaj’ arayan genç arkadaşların niyeti de, ne olursa olsun hükümete destek çıkmak değil de, halis düşüncelerinin ifadesi ise, onlara tavsiyem, böylesi önemli bir konuda samimiyet testlerini iyi yapmalarıdır. Zira, bu samimiyet testlerinin sonucu, şahsi sıfatımızı temize çıkarmaya değil, geleceğimizi belirlemeye yarayacak.