Her şeye rağmen iyi yıllar!

İnsanlar genelde kötü haber verenleri sevmezler, dinlemek istemezler. Nedense, hele de yılbaşında! Sanki, özellikle de, yılbaşında 'Yine de, yeni yılın barış, huzur, vs. getireceğine inanalım, güvenelim!' diye başlayan veya biten boş laflara umut bağlamayı tercih ederler.

İnsanlar genelde kötü haber verenleri sevmezler, dinlemek istemezler.
Nedense, hele de yılbaşında! Sanki, özellikle de, yılbaşında ‘Yine de, yeni yılın barış, huzur, vs. getireceğine inanalım, güvenelim!’ diye başlayan veya biten boş laflara umut bağlamayı tercih ederler.
Doğrusu, gelecekten, insanlıktan umudu yitirmek bir tür intihardır, hayattan umudu kesmektir.
Bu bireysel olarak da, siyasal olarak da böyledir. Böylesi bir umutsuzluk, kötü dediğimiz şeylerle mücadele inancını, gücünü yitirmek, onlara teslim olmak ve hatta nihayetinde onların çarkının dönmesine hizmet etmek demektir.
Böylesi bir kötümserliğe, umutsuzluğa teslim olmayı reddetmek zorundayız. Ama, bunun karşıtı, kör bir iyimserliğe tutunmaya çalışmak olmamalı.
Bu da, başka bir hayattan kaçma, hayatı reddetme yoludur. Durduk yerde işlerin düzeleceğini ümit etmek de bir teslimiyet biçimidir.
Mevcut Türkiye ve dünya tablosu oldukça karanlık ve gelecek yılın bir öncekinden daha iyi olacağını ümit etmemiz için, şimdilik hiçbir neden yok. Sadece takvimlerde bir sayı değişiyor diye, hiçbir şeyin değişmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Kusura bakmayın, bu koşullar altında, yılbaşı gecesi eğlencenizi gölgelememek adına, pembe bir yazı yazmak için kendimi zorlayamıyorum.
Geçen senenin, boş ümitlerinin doruğa çıktığı nokta ABD seçimlerinden Obama’nın galip çıkmasıydı.
Obama balonu, benim tüm kötümser tahminlerimin de ötesinde, çok hızlı biçimde söndü.
Nobel Barış Ödülü alması ise, çağımızın en ironik olayı olarak tarihe geçecek gibi görünüyor. Tabii, bu Obama’ya ilişkin bir sorun değil, bunca adaletsizliğin ciddi bir şekilde sorgulanmadığı bir dünyada, değil Obama, şahı gelse, dünya düze çıkmayacak, savaşlar, çatışmalar, krizler bitmeyecek, tam tersine artacak gibi görünüyor.
Dahası, 21. yüzyıl, siyasi, toplumsal değer ve kavramların hemen tümünün derinden sarsıldığı ve bunların kendini tazeleyebildiği veya yerlerini alabilecek yenilerinin ufukta gözükmediği bir normatif kaos ile başladı. Demokrasi, adalet, insan hakları, kimlik, kültür, savaş, barış, daha aklınıza ne geliyorsa, büyük bir sorgulama süreci geçirmek durumunda.
Bu olmadan, Emin Maluf’un deyimi ile, ‘dünyanın çıkan çivisi’ yerine oturmayacak.
‘Türkiye’nin çıkan çivisi’ için de, aynı şey geçerli.
Bu denli ciddi meseleleri, ne ‘AKP hükümetinin marazları’, ne de ‘Ergenekon efsanesi’ ile geçiştirmenin, sulandırmanın âlemi yok. Dahası, Türkiye’nin uluslararası iddialarının bunca yükseldiği bir dönemde, dünyada olan bitenden bunca habersizlik, ilgisizlik, bu kadar içe kapanma anlaşılır gibi değil. Önümüzdeki günlerde, biraz kafamızı kumdan çıkarıp dünyada olan biteni daha yakından izlesek, siyasal tartışmamıza bu boyutları da katsak diyorum. Başka türlüsü, ciddiyetsizlikten başka bir anlam ifade etmiyor. 
Peki, biraz insafa geleyim, daha fazla ruhunuzu sıkmayayım! Nasıl olsa bunları, (tabii imkân olursa) daha çok yazacağız. O halde, şimdilik adete uyup, her şeye rağmen, ‘iyi yıllar’ diyorum.