İdris Küçükömer ve Türkiye'de sağ-sol meselesi

Seçim süreci içinde eski merkez sağ isimlerden bazılarının CHP'ye, buna mukabil eski CHP'lilerden bazılarının ise AKP'den aday olmasıyla, bir kez daha İdris Küçükömer muhabbeti açılmakla kalmadı, aldı yürüdü.

Seçim süreci içinde eski merkez sağ isimlerden bazılarının CHP'ye, buna mukabil eski CHP'lilerden bazılarının ise AKP'den aday olmasıyla, bir kez daha İdris Küçükömer muhabbeti açılmakla kalmadı, aldı yürüdü. Aslında 'Hocanın dediği gibi', Türkiye'de asıl sol-sağ partiler tarafından mı temsil edilmekteydi ve de tersi de doğru muydu, sol diye bilinen partiler aslında sağcı mıydı?
Bir kere, bazılarının merkez sağdan sola veya soldan sağa geçişi bu kadar abartılacak bir şey değil. Nihayetinde siyasetin merkezindeki geçişlerden bahsediyoruz. Ama tabii Türkiye'de, olay bu kadar basit değil. Özellikle, sağ çevreler, merkez solu yani CHP'yi halk düşmanı, hatta neredeyse 'nesebi karışık' olarak görüyor. O nedenle, merkez sağa geçeni 'kavga adamı' olarak takdim ederken, merkez sola geçeni 'ihanet' etmiş biri olarak takdim ediyorlar. Buna mukabil, merkez sağa geçenlere de kendi cenahlarında 'dönek' olarak bakılıyor.
Bu çerçevede İdris Küçükömer'in meşhur tezinin yeniden gündeme gelmesi anlaşılır bir şey. Aslında anlaşılmaz olan, İdris Küçükömer'in tezidir.
Yıllardır, Küçükömer Hoca diye lafa başlayanlara bunu anlatmaya çalışırım. Olmadı, kalkıp geniş çerçeveli bir İdris Küçükömer eleştirisi yazdım (Doğu Batı Dergisi, Yaz, 2000, sayı. 11) Hoca'nın tezlerine itibar edenlerden bir cevap çıksın isterdim, böylece, bir memleket muammasını daha ciddi çerçevede tartışmak imkânı bulurduk.
Küçükömer'in tezine dönersek, bu tez, Türkiye'de siyaset analizine ışık tutmak bir yana, son derece sığ ve tutarsızdır. Hoca'nın değeri, erdemi, kendi döneminin klişelerine itibar etmeyip, Türkiye'ye siyasete farklı bir yerden bakma çabası göstermiş olmasındadır. Ancak, bu çabanın erdemi, çabanın sonucunun başarılı olduğunu göstermez.
Hoca, özetle, 'Bu kadar halktan kopuk sola sol denilir mi? Sağ dediğimiz adamlar halka daha yakın, onların gerçek temsilcileri' gibi herkesin aklına gelebilecek bir itirazı, çok özgün ve aykırı bir tez olarak temellendirmeye çalışmıştır. Olay bu kadar basit midir diyorsanız, teferruatını yukarıda sözünü ettiğim yazıda uzun uzun anlattım, bir göz atarsanız memnun olurum.
Bu yazıya göz atmaya üşenenler için, bir-iki önemli noktayı özetleyeyim. Birincisi, ne solun topluma uzaklığı, ne sağın topluma yakınlığı sanıldığı gibi Türkiye'ye özgü şeyler değildir. Evet, özellikle Batı demokrasilerinde, sendikal hareketlere, emekçi örgütlerine dayalı güçlü sol partiler var olmuştur, ama sağ hiçbir zaman zannedildiği gibi sadece üst sınıfları ve seçkinleri temsil etmiş değildir. Daha doğrusu, hiçbir toplumda, insanlar sadece mensup oldukları sınıflar doğrultusunda siyasi tercih yapmazlar. Öyle olsaydı burjuva demokrasileri ayakta kalmazdı. Ama nedense, bizde, Batı'da solun halkı, sağın seçkinleri temsil ettiği gibi, kitaba uygun bir yanılsama bir tartışılmaz bilgi olarak kabul görmüştür.
Kuşkusuz Türkiye'nin kendine özgü siyasi tasniflere ihtiyacı vardır, özellikle, bürokratik politikalar doğrultusunda gerçekleşen modernleşme süreci, siyasi tabloyu karmaşık bir hale getirmiştir.
Ancak bu özgünlüğü abartıp, üstelik bu süreci ayaküstü tarihi analizlerle açıklamaya kalkarak, Prens Sabahaddin'den Adalet Partisi'ne bir düz çizgi çizip ona 'halk cephesi', karşısındakine 'bürokratik cephe' demek fazla anlam ifade etmez.
Son olarak, sağ ve sol kavramlarının tarifi zor ve tartışmalı olabilir, ama bu kavramları bir de, başka kavramlarla karıştırmak fazladan yanıltıcı olur. Küçükömer'in Türkiye'de sol geleneğe itirazının çıkış noktalarından biri aslında, solun seçkinci ve otoriter özelliklerine itirazdır. Ancak, kendine sol diyen siyaset ve söylemler pekâlâ seçkinci ve otoriter olabilir, olmuştur, bu Türkiye'ye özgün bir durum değildir. Diğer taraftan sağ, illa faşizan veya otoriter olmak zorunda değildir, böyle de olabilir, liberal ve demokrat da. O halde, mesele, 'aslında Türkiye'de sağ-sol mudur?' falan değildir. Birisi kalkıp, otoriter sol yerine, liberal
sağ bir siyaseti tercih edebilir, ama bunu yapmak için sağ-sol kavramlarının yerini değiştirmeye ihtiyaç yoktur. Bilmem anlatabiliyor muyum?