İki Türkiye

Cumhurbaşkanlığı bahis oyunlarından gına geldi. Ancak, cumhurbaşkanlığı konusu etrafında yoğunlaşan tartışmaları daha geniş bir çerçeve içinde irdelemeye devam etmekte yarar var.

Cumhurbaşkanlığı bahis oyunlarından gına geldi. Ancak, cumhurbaşkanlığı konusu etrafında yoğunlaşan tartışmaları daha geniş bir çerçeve içinde irdelemeye devam etmekte yarar var.
Öncelikle, cumartesi mitingi dolayısıyla, bir kez daha laik/muhafazakâr gerilimi ortaya çıktı. Bu gerilim çerçevesinde, 'iki Türkiye'nin varlığından söz edilip edilemeyeceği tartışılıyor. Aslında, hangi sorun, gerilim, çatışma noktasından bakarsanız bakın, iki değil, birçok farklı Türkiye'den bahsetmek mümkün. Ve bu o kadar da vahim bir durum değil.
Laik/muhafazakâr ekseni etrafında düşündüğümüzde de, evet, iki Türkiye var. Bu eksenin bir yanında yer alan muhafazakârlar, laiklik ilkesine değil, onun katı tanımına itiraz ettiklerini ileri sürüyorlar, dini değer ve sembollerin toplumsal hayatın tümüyle dışında tutulması çabalarından rahatsız oluyorlar. Diğer tarafta, laikliğin mevcut tanım ve uygulamasından hoşnut olanlar, diğerlerini ciddi bir tehdit olarak algılıyorlar.
Bu, AKP ile ortaya çıkmış bir sorun değil, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana var olan ve çok partili hayata geçişle birlikte siyasal ifade bulan bir gerilim. Diğer taraftan, bu sadece dini/muhafazakâr değerler ve bunlara uzak durmak etrafında tanımlanabilecek bir sorun değil. Sağ-muhafazakâr siyasetlerin ekonomi, toplum, Cumhuriyet, demokrasi tanımları, öteden beri, Cumhuriyetçi-laik merkez sol siyasetlerden birçok bakımdan farklı olagelmiştir. Bu farklılıklar da değişip dönüştü, ancak gelinen noktada, bir taraf 'Cummhuriyet' derken, öbürleri 'Demokrasi' diyor.
İstediğiniz kadar, bunların teorik olarak çatışan değil çakışan kavramlar olması gerektiğini ileri sürün. İki taraf farklı yerlerden konuşuyor, Cumhuriyet diyenler, rejimin kurucu ilkelerini önceliyor, moral üstünlüğün kendilerinde olduğuna inanıyor. Demokrasi diyenler, demokrasinin sayısal çokluk, seçim galibiyeti olduğuna inanıyor. Sadece o kadar da değil, toplumu (milleti, halkı) kendilerinin temsil ettiğine, diğerlerinin topluma yabancı bir azınlık olduğuna inanıyor. Hatta sıklıkla bu kesimi toplumun bir parçası olarak değil, 'devlet', 'bürokratik hegemonya', 'statüko'nun sivil uzantıları olarak görüyor.
'Cumhuriyet'i cumhurla barıştırma' gibi 'veciz' ifadeler bu anlayışın sonucu. Muhafazakâr-sağ siyasetler öteden beri, kendilerinin toplum, diğerlerinin devlet, kendilerinin 'sivil', diğerlerinin 'resmi' olduğuna inanıyor. Demokrasi algılarını bu kronik şaşılık üzerine kuruyorlar. Sadece onlar da değil, 80'lerden sonra gelişen demokrasi söylemi, büyük ölçüde bu algı ile örtüşüyor. Laik-Cumhuriyetçi kesim, sorunu dini değerler odaklı olarak görüyor, ancak asıl sorunlu olan, bu demokrasi algısı.
Laik-Cumhuriyetçi kesimin demokrasi algısı son derece sorunlu, bu bir vaka. Ancak, resmi ideolojiyle örtüşen bu sorunlu demokrasi algısı, yine son derece sorunlu bir karşı demokrasi algısı ile karşı karşıya geldiği sürece, esnemek, normalleşmek bir yana giderek daha katılaşıyor.
Diğer taraftan, yine son miting görüntüsünden yola çıkarak, Türkiye'de, laik/muhafazakâr gerilimi çerçevesinde hizalanan taraflar arasında, dışa bağımlı ve sınırsız piyasaya dayalı ekonomik modele itiraz ve dış politikada giderek artan krizli ortam gibi konuların çatışma konuları olarak tırmanma eğiliminde olduğu açıkça görülüyor. Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, Türkiye'de siyasal hayat yakın gelecekte, laik/muhafazakâr çatışması da baki kalmak şartıyla, bu temel konular etrafında giderek daha fazla gerilecek.
Son olarak, cumhurbaşkanlığı tartışması vesilesiyle bir kez daha tedavüle çıkan, siyasal tabloyu 'merkez-çevre' kavramsallaştırması çerçevesinde tanımlamaya çalışan yorumların, çok ciddi bir sorgu-lamaya ihtiyacı olduğunu belirtmek isterim. Bu kav-ramsallaştırma çok eski ve son derece sorunludur. Zamanında sol toplumsal analizlere alternatif olarak tedavüle çıkmıştı, 90'lı yıllarda yeniden rağbet bulması tesadüf değil. Bu, gazete yazısını aşan bir konu, ancak, son tartışmalar çerçevesinde ikide bir gündeme gelmesi dolayısı ile değinmeden geçemedim.