İnsanlık bölünmesin!

Hiçbir mazereti yok! Barbarlık çağında yaşıyoruz! Barbarlığın ?Medeniyetler çatışması? adı altındaki pazarlaması siyaseti tuttu. Düşman ?İslami fanatiklik, terör? diye yaftalanınca ses...

Hiçbir mazereti yok! Barbarlık çağında yaşıyoruz! Barbarlığın ‘Medeniyetler çatışması’ adı altındaki pazarlaması siyaseti tuttu. Düşman ‘İslami fanatiklik, terör’ diye yaftalanınca ses soluk çıkmaz oluyor, dünya susuyor, susmak için ‘haklı’ sebepler buluyor. Bu hep böyledir, barbarlık hep susturur, mesele bu noktada karşı çıkabilmek.
‘Uygar Batı’, Gazze’de yaşananlara karşı ‘sözde’ olsun ses çıkaramadı. Sokağa dökülenler, Batı’da yaşayan Müslümanlar ve ‘birkaç iyi insan’dan ibaret kaldı. İsrail’de sokağa çıkanları, bu insanların en cesurları saymak lazım. Gerisi bildiğimiz hikâyeler, hesaplar, analizler. İşin özünü, Ceyda Karan, Radikal’deki dünkü yazısında özetledi, bu konuda yazılmış en derin analizdi. Evet, Hamas, İran’ın desteklediği bir örgüt. Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün gibi ABD yanlısı Arap ülkeleri, sadece uzlaşmaya yanaşmaz bir örgüt olduğu için değil, bu nedenle Hamas’ın başının ezilmesini bekliyorlar. Diğer taraftan, İsrail’in Hamas’a karşı düzenlediği yok etme operasyonunun amacı, sadece İsrail-Filistin meselesi ile sınırlı değil. Bölgede, Hamas, Hizbullah ve hatta Suriye’ye karşı baskılar, nihayetinde bölgedeki İran-ABD çatışmasının uzantısı. O nedenle tüm bölgeye sıçrama riski söz konusu. ABD, Irak başarısızlığından sonra, bölge dengesini bir yandan İran’a, diğer yandan İran’ın desteklediği ülke ve örgütlere baskı ile değiştirmeye çalışıyor. ABD yanlısı rejimler de, sadece ABD baskısı nedeniyle değil, kendi varoluş kaygıları ile ABD çizgisinde hizalanmak durumunda kalıyor.
Bölgenin tarihi, bu türden dengeler ve hesaplaşmalarla dolu. Zamanında, bölgede Nasır’ın yükselen nüfuzuna karşı yapılmayan kalmadı. Süveyş krizi, İngiltere ve Fransa’nın İsrail ile Sevr’de gizli anlaşma imzalanarak, Mısır üzerine saldırtılması ile başladı. Bölge dengeleri de, Filistin meselesi de binbir şekle, çatışmaya sahne oldu. Bugün hedef olan Hamas FKÖ’yü zayıflatmak için, bugünkü düşmanları tarafından desteklendi. Ondan önce Arafat, Filistin siyaseti açısından, daha tehlikeli bulunan, solcu, Arap milliyetçisi, Nasır’cı çevrelerin gücüne karşı desteklendi ve FKÖ’yü kontrolüne aldı. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarından bu yana, bölgede olan biteni tüm karmaşıklığı ile gözden geçirmeden, bugün olanları anlamlandırmamız mümkün değil.
Özetle, sadece, bugün bölgede bir İran etkinliği ve onu aşan ideolojik nüfuz alanı varsa, bunun neden ve nasıl oluştuğunu anlamak, durumu kavramak açısından en önemlisi diyebiliriz. Sonuçta, 1948’den bu yana, Filistinliler ve Filistin davası kapanın elinde kaldı. Liderliği, hamiliği hep el değiştirdi, ama ‘hakkâniyetsizlik’ duygusu değişmedi. Filistinliler son kertede hep sahipsiz, hep güçsüz kaldılar, ama belki tam da bu nedenle, moral üstünlüklerini yitirmediler.
Bugün tüm Müslüman toplumlar, Gazze harekâtına, Irak işgalinden çok tepki veriyorlarsa nedeni budur. Buna karşın İsrail, tüm gücüne karşın bir türlü moral üstünlük sağlayamıyor. Olayın düğümü burada.
Bu noktayı es geçen tüm güç gösterileri, daha büyük gerilimlere, çatışmalara, daha karanlık hesaplaşmalara yol açıyor, açacak. Ve faturayı hepimiz ödeyeceğiz, bundan kuşkunuz olmasın. Soğukkanlı analiz yapmaya yeltenenlerin söyledikleri, bu nihai cehennemi hesaba katmıyor. Bu sadece İsrail-Filistin meselesi değil, bir büyük yarılmanın ve çatışmanın taşları döşeniyor. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, uluslararası kurumlar tek yanlı davranmaya devam ettikleri sürece meşruiyetlerini yitiriyor, Müslüman dünyada aklı köktendinciliğe, silahlı mücadeleye yatanların sayısı artıyor. En önemlisi, Batı dünyası sustukça, insanlık bölünüyor. 
Bölgeyi ve dünyayı, kendi çıkarları doğrultusunda yeniden tanzim etmeye çalışanlar, medeniyeler çatışması siyasetinden medet umabilirler. Bugüne kadar Arap dünyasındaki sömürge, manda, bağımlılık karşıtlarını ezmek için Müslüman muhafazakârlığı, ardından Sovyetlere karşı düpedüz köktendinciliği desteklediler, şimdi güya köktendinciliğe karşı savaşırken, onu El-Kaide gibi örgütlerin alanına çekerek marjinalleştirerek ezmeyi planlıyor olabilirler. Nitekim, bugüne kadar olan bitenlere karşı tepkilerin tümünü ‘İran nüfuzu’ diye kestirip attıkları yerde alan El-Kaide tipi örgütlere ve söylemlere kalacak. İnanın bu bir kıyamet senaryosu. Gazze’de olanlara kalbiniz dayanıyorsa, aklınız isyan etsin diyeceğim ama kalbiniz de dayanmasın. Nihayetinde bu bir İran veya köktendincilik meselesi değil, insanlık meselesi. İrandı, köktendincilikti diye insanlığın bölünmesine izin vermeyin.