İnsanlıktan çıkmayalım

Siyasi tartışma dediğimiz iyiden iyiye sıradan insanın bir sürü sorununu es geçer oldu. Cumhurbaşkanlığı, kabinenin kimlerden oluşacağı kuşkusuz önemli ve de nihayetinde sıradan insanın sorunları ile alakalı.

Siyasi tartışma dediğimiz iyiden iyiye sıradan insanın bir sürü sorununu es geçer oldu. Cumhurbaşkanlığı, kabinenin kimlerden oluşacağı kuşkusuz önemli ve de nihayetinde sıradan insanın sorunları ile alakalı. Ancak, bunları tartışırken, nasıl bir ülkede, dahası nasıl bir dünyada yaşadığımızı hatırlamakta fayda var.
Aslında, unutulacak es geçilecek gibi değil, her gün gazetelerde siyasi kulis tartışmalarının ötesinde, onlarca insanlık trajedisi okuyoruz, ama nedense bunlar siyasi gündem, tartışma konusu olarak öne çıkamıyor. Pazar günkü Star gazetesini okurken, birinci sayfanın ancak dibinde ufak bir yer bulan bir haber, bu açıdan bir kez daha dikkatimi çekti. Haber şu: "Sivas'ta 24 kişinin öldüğü kazadan sonra dün de Şanlıurfa'da mevsimlik işçileri taşıyan kamyon devrildi. 7 YTL yevmiye ile çalışan 15 işçi öldü."
Bunca insanın yola savrulmuş cesetlerinin acıklı görüntüsü bir yana, bu insanların yaşarken neler çektiği de başlıbaşına bir trajedi değil mi? Mevsimlik işçi ne demek? Güvencesiz, sigortasız, günübirlik iş bulduğu için oradan oraya savrulan bu insanlar ancak ölüp yollara savrulduğunda, küçük bir haber olabiliyor. Aldıkları yevmiye, boğaz tokluğu düzeyinde. Aynı gazetenin altıncı sayfasında başka bir haber var: 'George Clooney ve Antonio Banderas'ın markası Bagoza şimdi zengin Türk erkeklerini giydiriyor'muş. Bu mağazaya günde ancak 5-10 kişi giriyormuş, ama her biri 20-30 ürün alıyormuş.
Bu mağazada takım elbise 4 bin, kravatlar 200, gömlekler 400, ayakkabbılar 795 YTL imiş.
Demek ki, bu mağazada bir kravat fiyatı, mevsimlik işçinin neredeyse bir aylık yevmiyesine denk geliyor. Bu arada, söz konusu marka ve mağazanın, diğer birçok marka ve mağazaya göre 'hesaplı' olduğunu da belirtmek gerek.
Bu mağazadan söz etme nedenimiz, sadece aynı gün, aynı gazetede haber olmaları.
Ya, işte böyle. Böyle bir ülkede yaşıyoruz.
Yok, hemen 'Bu ne biçim memleket' demeyin, bu durum bize mahsus bir durum değil, zira, daha kötüsü böyle bir dünyada yaşıyoruz. Üstelik, dünya ölçeğinde, refah düzeyi farklılıkları çok daha geniş ve keskin bir makas oluşturuyor. Günde 1 dolara yaşayan milyonlarca insana karşın, kravatını 1000 dolara alan da var. Dahası, refah açığının bu denli çarpıcı olmadığı varsayılan gelişmiş Batı ülkelerinin kendi içlerinde bile, artık durum değişiyor, açık büyüyor. İnsanlık insanlıktan çıkıyor.
Son olarak, bu hepimizin sorunu, meselesi olmalı. Siyaset dediğimiz şey hepimizin belli şeyleri dert etmesiyle yönleniyor. Tek derdimiz fakirlik, fukaralık olamaz, insan hayatının birçok cephesi var. Karnı doyan robotlar olmaya razı olamayacağımız için özgürlükten, demokrasiden, bunları dert etmekten vazgeçemeyiz. Ancak, karnı bile doymayan insanların özgürlüğünden bahsetmenin hiçbir anlamı yok. Yoksulluğu, eşitsizliği siyasetin gündeminde tutan sol siyasetler gerilediğinden bu yana, işin bu tarafı fazlasıyla unutuldu. Yoksulluk, eşitsizlik gündemden çıktı ve de alıp başını gitti. Böyle bir dünyada özgürlükten, demokrasiden ve barıştan söz etmek ikiyüzlülüğe dönüştü.
Dünya kaynaklarının büyük bir kesimini çok küçük bir azınlığın denetleyip kullandığı, kalabalıkların insanca yaşamanın asgari koşullarından yoksun olduğu, bu yönde bir iyileşme ufkunun gözükmediği bir dünyada, halihazırda yeni bir savaş dönemi zaten başlamış vaziyette. Belli ki, her şey böyle devam ederse, daha uzun süre, savaşan didişen bir dünyada yaşamaya mahkûm olacağız.
Bu vahim tabloyu görmezden gelerek, en büyük derdimizin mesela başörtüsü olması, birilerinin en büyük tehlikeyi başörtüsünde görmesi, diğer bazılarının benzer şekilde onu kurtuluş sembolü haline getirmesi nasıl bir aymazlıktır, bir kez daha düşünelim. Hangi ülkede yaşıyor, hangi başka şeyleri de dert ediyor olursak olalım, bunların insanlığımızın önüne geçmesine direnelim, insanlıktan çıkmayalım.