İran ve İngiltere'nin imaj savaşları

Geçtiğimiz haftalarda, Ortadoğu odaklı kriz, İran'ın, 15 İngiliz askeri esir alıp, bir süre sonra serbest bırakması etrafında yoğunlaştı. Önce, bu olayın İran'a yönelik krizi tırmandırması ve...

Geçtiğimiz haftalarda, Ortadoğu odaklı kriz, İran'ın, 15 İngiliz askeri esir alıp, bir süre sonra serbest bırakması etrafında yoğunlaştı. Önce, bu olayın İran'a yönelik krizi tırmandırması ve askeri bir müdahaleye gerekçe olması tehlikesi söz konusu oldu. Sonra, Devlet Başkanı Ahmedinecad'ın esirleri, İslam peygamberinin doğum haftası ve Hıristiyan dünyasının Paskalyası vesilesiyle affettiğini söyleyip, gösterişli bir şekilde serbest bırakması olaya bambaşka bir şekil verdi.
İngiliz askerler, ülkelerine döner dönmez, altısı basın karşısına çıkarılıp, imaj düzeltme toplantısı yaptırıldı. Zira, İngiltere'de, serbest bırakılma haber ve görüntülerinin hemen ardından, bu olayın İran ve Ahmedinecad'ın zaferi haline geldiği ve İngiltere'nin prestijinin sarsıldığı tartışılmaya başlandı. Zavallı genç insanlar, 'düşman'a kolay teslim oldukları, aynı kolaylıkla işbirliği içine girip, İran karasularında yakalandıklarını itiraf ettikleri veya ettirildikleri şeklinde suçlandılar. İngiltere'deki basın toplantısı, belli ki, bu anlamda bir imaj düzeltmeyi amaçlıyordu. Nitekim, genç askerler, çaresizce, kolay teslim olmadıklarını, anlayıp dinlemeden çatışmaya girip uluslararası bir krize neden olmak istemediklerini söylediler. İran'da sergiledikleri tutumun ise, psikolojik baskı ve zorlama ile olduğunu ve nihayet yedi yıl hapisle tehdit edildiklerini ileri sürdüler.
İmaj savaşları sürüyor, İran toplantı ardından açıklama yapıp, esir askerlerin nasıl neşeli vakit geçirdiklerini sergileyen görüntüler yayımladı, İngiltere'de tartışma koyulaştı. Esir askerler arasında bulunan kadın askere, başörtüsü takılması bile zorbalık olarak nitelendiriliyor, askerler suçlanmaya devam ediliyor. İran'ın İngiliz askerlere iyi davranmış olması ve bunu sergilemesi kuşkusuz imaj savaşlarının bir parçası. Ama keşke, dünya hep bu türden imaj savaşlarına tanıklık etse, ülkeler, esirlerine, düşmanlarına, kendi vatandaşlarına iyi muamele yarışına girse. Sadece bu kadarı bile, şu anda tanık olduğumuz dünyadan daha iyi bir dünya olurdu.
Dahası, hatırlar mısınız bilmiyorum, Afganistan müdahalesinin ilk günlerinde gizlice Afganistan'a girmeye çalışırken yakalanan İngiliz kadın gazeteci Yvonne Ridley, serbest bırakıldıktan kısa süre sonra Müslüman olmuş ve savaş karşıtı hareket içinde çalışmaya başlamıştı. Geçen sene savaş karşıtı koalisyon BAK davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Yvonne Ridley, yaptığı konuşmada, "Taliban son derece baskıcı ve fanatik bir rejim, yine de, kendini medeniyet ve demokrasi temsilcisi olarak lanse eden ABD tarafından değil, onlar tarafından yakalandığım için şükrediyorum. ABD'nin yakaladıklarını ne yaptığını Guantanamo'dan biliyoruz, ben son derece iyi muamele gördüm" demişti.
İşin bu tarafı bir yana, Irak'ı işgal etmek için gencecik insanları ölüme göndereceksiniz, sonra da, 'Ne oldu askerlik onuruna, ne kolay çözüldünüz?'
diye atıp tutacaksınız. Bu savaşın haklılığı konusunda ayyuka çıkmış şüphelerin, 'İngilizlerin Basra Körfezi'nde ne işi var' sorusunun, askerlerin direnme güçlerini, morallerini ne kadar etkileyeceğini bir an bile düşünmeyeceksiniz. Bu kadar zalim bir mantık olabilir mi? Benim için en ürkütücü olan, bu mantığın sadece muhafazakâr basında değil, ilerici diye bilinen The Guardian'da bile karşıma çıkabilmesiydi (Marina Hyde, 'Whatever happened to name, rank and number?', 7 Nisan 2007).
İngiliz esirleri meselesi, emperyalizmin, zalim yüzünün her yönüyle açığa çıkması açısından çok önemliydi. Profesyonel askerlik kurumu, emperyalizmin işgal ettiği yerlerde sergilediğinin ötesinde, paraya ihtiyacı olduğu için canını tehlikeye atıp askere yazılan kendi vatandaşına karşı acımasızlığını çok iyi teşhir ediyor. Şimdi, bu askerlerin hikâyelerini satma hakkı ve yaşadıklarını kazanca çevirme çabaları tartışılıyor. Yaşadıklarını gerçekten özgürce anlatabilirler mi bilmiyorum, ama neden kazanca çevirmesinler? Kendilerine ancak canlarını tehlikeye atarak geçinme şansı veren bir sistemin büyük kazançları için savaşa gönderilmiş değiller mi? Etik olarak sorunlu olan, onların küçük kazançları mı?