İslamofobi toplantısı

Basından öğrendiğimiz kadarıyla, İstanbul'da geçtiğimiz hafta sonu, Uluslararası İslamofobi Konferansı' adı altında bir toplantı düzenlenmiş.

Basından öğrendiğimiz kadarıyla, İstanbul'da geçtiğimiz hafta sonu, Uluslararası İslamofobi Konferansı' adı altında bir toplantı düzenlenmiş. İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği ev sahipliği yapmış, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Belediyesi Diyanet İşleri Başkanlığı katkı sağlamış. Yani büyük ve teşkilatlı bir organizasyon, ama nedense bunca yıldır bu konularla uğraşırım benim haberim olmadı.
Oysa ne konuşulduğunu fazlasıyla merak ettim.
Yine basındaki özetlerlerden öğrendiğimize göre, sonuçta Türkiye'de de İslamofobi olduğuna kanaat getirilmiş, bu fobinin tedavi yöntemleri tartışılmış. Bu ülkede, her siyasi çevrenin, kendi meşreplerince, Batı'da icat edilen her kavramın anlayıp dinlemeden üzerine atlayıp,
kısa yoldan sonuçlar üretme âdetinden fazlasıyla bunalmış biriyim. Ama, yine de konudan uzak durmayı beceremedim.
Bakın, bu 'İslamofobi' denilen şey, 11 Eylül sonrası dönemin tedavüle soktuğu terimlerden biridir. İlk bakışta, Batı'da, İslam ve Müslümanlar konularında olumsuz yaklaşımlara karşı makul bir tepki gösterenlerin ürettiği bir kavram gibi gözükür.
Bu makul tepki sahipleri özetle,'Bu Müslümanlar tümüyle baş belası, zaten dinleri de ilkel, kötü, şiddet yanlısı' diyenlere karşı birileri 'yok canım, hepsi de kötü değil, dinlerini de kötü yorumlayanlar olduğu gibi iyi yorumlayanlar var, topyekûn hepsini mahkûm etmek tavrı tipik bir fobidir, anlamsızdır' diyor. İslama toptan olumsuz yaklaşanları İslamofobik olarak nitelendiriyor, İslamofobiyi ciddi bir sorun olarak değerlendiriyorlar. Fena mı diyeceksiniz. Yok fena değil de eksik ve fazlaca eksik.
Bir kere, Batılılar durduk yerde İslam'dan huylanmaya başlamış falan değiller. Yıllar yılı, hükümetleri Müslümanları, komünizme, Sovyetlere karşı orada burada örgütlerken, bunlar dinlerini nasıl yorumlarlar, kadınlara nasıl davranırlar falan diye soran yoktu. Ne zaman işler değişti, İslami radikalizm kendilerine karşı bir tehdit halini aldı, İslamofobi o zaman ortaya çıktı. Üstelik, sadece İslami radikalizme karşı falan da çıkmadı. İslam coğrafyasında Afganistan ve Irak işgallerini meşrulaştırmak için din unsuru fazlasıyla devreye sokulduktan sonra çıktı. Yani önce, dünyadaki politik çatışmaların tümü İslam eksenine oturtulup bu yönde kamuoyu oluşturulduktan sonra, birileri çıkıp bu işlerin evveliyatını da işin içine katıp sorgulamak yerine, bir orta yol olarak İslamofobi ile mücadele etmeye giriştiler.
Söz konusu toplantıyı düzenleyenlerin, davet ettiği konuşmacılardan biri olan, Tarık Ramazan İslamofobi üzerine konuşma yapacağı yerde, Irak'ı işgal siyasetinin baş mimarlarından Tony Blair'e ne konuda danışmanlık yaptığını anlatsın. Bize İslamofobi anlatacak yerde, Tony Blair'e Irak'ı işgal işine neden bulaşmaması gerektiği anlatsaydı. Irak'ta işgalden bu yana 1 milyona yakın insan öldü, bu trajedinin sorumlularından birine derdini anlatamayan veya böyle bir derdi olmayan Ramazan, bakıyorum ikide bir Türkiye'ye gelip her konuda ahkâm kesiyor.
Diğer taraftan, hemen söyleyeyim, Türkiye'de İslam konusunu İslamofobi falan gibi, 11 Eylül sonrasının icat kavramlarıyla anlamak mümkün değil. Dahası, birtakım muhafazakâr kuruluş ve çevrelerin, Irak'ı tartışmaktan imtina edip, zaman zaman Irak'ta olanların sorumluları ile sıkı fıkı olmaktan katiyyen kaçınmadan, Türkiye'de dindarlara karşı yapılanları dünyanın en büyük zulmü gibi, koyup kaldırmasını da, giderek daha rahatsız edici buluyorum. Bunu durduk yerde söylemiyorum, savaş karşıtı toplantılardan birinde bana yöneltilen, 'Irak'da yapılan zulüm de Türkiye'de dindarlara yapılan zulüm değil mi?' sorusuna muhatap olmuş biri olarak söylüyorum.