?İyi bir fikir değilmiş!?

Birkaç gündür Beyrut?dayım. Hem, ?Beyrut Uluslararası Direniş, Anti-emperyalizm, Halkların Dayanışması ve Alternatifler? başlıklı toplantıyı izleyeyim, hem buradaki son durumu biraz...

Birkaç gündür Beyrut’dayım. Hem, ‘Beyrut Uluslararası Direniş, Anti-emperyalizm, Halkların Dayanışması ve Alternatifler’ başlıklı toplantıyı izleyeyim, hem buradaki son durumu biraz gözleyeyim, hem de eşi dostu göreyim dedim. Lübnan’da bu türden toplantılarda daha ziyade Hizbullah başı çekiyor, bu kez de öyle, ama yoğun bir Latin Amerika katılımı var. Doğal olarak, Gazze konusu tartışmaların merkezini oluşturuyor. Gerisi, başlıktan da anlaşılabileceği gibi, emperyalist hegemonya ve buna karşı direniş ve dayanışma (veya dayanışamama) ekseninde konuşmalar, tartışmalar.
Her toptantıda olduğu gibi, asıl tartışmalar oturum aralarında, kahve sohbetleri çerçevesinde oluyor. Türkiye’den geldiğimizi öğrenen herkes çok heyecanlanıyor, zira Gazze konusunda Türkiye’nin tavrı büyük ilgi toplamış vaziyette. O kadar ki, toplantı dışında görüşmek için randevu aldığım herkes, ‘aslında biz size Türkiye’yi sormak istiyoruz’ dedi. Bu konuya sonra döneceğim, ama hemen belirteyim, Türkiye’nin Ortadoğu’da uyandırdığı ilgi ve heyecan Gazze’yi ve bu toplantıya katılan çevreyi aşıyor.
  Son birkaç ay içinde gittiğim Şam, Kahire ve Doha ve Abu Dabi gibi Körfez ülkelerinin merkezlerinde, birbirinden çok farklı çevrelerden herkes Türkiye konusunda çok heyecanlı. Bu denli farklı çevrelerin Türkiye konusunda birleştiği diğer bir konu da, Gümüş dizisinin bu ülkelerde uyandırdığı ilgi. Körfezdeki ‘şeyha’lardan, Lübnan’daki Hizbullahcılara kadar herkes dizi ile ilgili bir şey soruyor.  
Buradaki görüşmelerimi bitirdikten sonra, gündem izin verirse, Türkiye’nin bölgede uyandırdığı ilgi konusuna daha uzun dönmek istiyorum, ama önce buradaki toplantının havası içinde bana çok çarpıcı gelen bir hususu sizinle paylaşmak istiyorum.
Öyle görünüyor ki, dünyanın bu kısmındaki insanlar ile dünyanın Batı’sındakilerin aklı ve kalbi gittikçe birbirinden uzaklaşıyor. Bu dünyaların değişik çevrelerinin kendi aralarındaki farklılığı aşan bir uzaklaşmadan söz ediyorum.
Buraya gelmeden hemen önce, İngiltere’de sol liberal bir yayın olarak bilinen ‘Prospect’ dergisinin, Amerikan Genelkurmay Başkanı David Petraeus’u, ‘2008’in entelektüeli’ seçtiğini şaşlınlıkla gördüm. Önce gözlerime inanamadım, ironik bir haber olduğunu düşündüm (bir kez ironik bir yazıyı dalgınlıkla ciddiye almıştım) o nedenle tüm sayfayı ciddi biçimde okudum. Ne yazık ki, ciddiymiş, dergi zamanında Irak savaşına karşıymış, ama
zor zamanlarda orijinal, değişim getiren fikir üretmek önemliymiş, Petraeus da, modern
savaşın insan hayatına önem veren yöntemlerle kazanılması gerektiğini söyleyen  insancıl savaş doktrinini  (‘humane warfigthing dictine’) üretmiş! O nedenle, bu unvanı hakediyormuş!
Koşulsuz  ‘Batı uygarlığı’ hayranlarından hiç değilim, ama bu kadarı benim kuşkuculuğumu bile aşıyor. 11 Eylül’ün hemen ertesinde, Gandi’nin Batı uygarlığı hakkında ne düşündüğü sorulduğunda ‘iyi bir fikir olabilirdi!’ dediğini hatırladığımı yazmıştım. Bu olan biten karşısında, insanın ‘iyi bir fikir değilmiş!’ diyesi geliyor. İşin kötüsü, ortada gelecek için umut vadeden ve tüm insanlığı kucaklayacak başka bir insanlık/medeniyet tasavvuru gözükmüyor. Ama, dünyanın ‘Doğu’sunda olanlarda ‘iyi bir fikir değilmiş!’ duygusu güçleniyor, tüm bu ikiyüzlülük karşısında, Batı’nın insanlık adına ileri sürdüğü her şeyden giderek daha çok soğuyup, uzaklaşıyorlar. Bu tam bir kabus senaryosu!
Prospect’in yılın entellektüel seçimi ve Beyrut’daki toplantı, iki farklı resim olarak
bende bu kabus duygusunu güçlendirdi.