Kadın siyasetinin ötesi

Kadın ve siyaset konusuna girince, bir-iki yazı yazıp, başka konuya geçmek mümkün olmuyor. Çok sevdiğim ve görüşlerine önem verdiğim bir kadın arkadaşımın uyarısına rağmen...

Kadın ve siyaset konusuna girince, bir-iki yazı yazıp, başka konuya geçmek mümkün olmuyor. Çok sevdiğim ve görüşlerine önem verdiğim bir kadın arkadaşımın uyarısına rağmen, ben devam etmek yanlısıyım. Çünkü, kadının siyasete katılımı konusu da, kota konusu da, sadece kadınlara ilişkin bir konu da değil, birçok açılımı var. Benim için en önemlilerinden biri, siyasetin içinin boşaltılması açılımı.
Daha önce de yazdım, kota konusu önce ABD'de siyahlara karşı ırkçılık sorununa bir çözüm olarak icat edildi ve olumlu tepkilerin yanı sıra, çok köklü ve yönlü bir soruna kozmetik tedbir olarak, asıl sorunları perdeleme aracı olarak tartışma konusu oldu. Dahası, tüm dünyada siyasetin geldiği noktada, siyasi tartışma alanının dar ve kof çerçevelere sıkıştırılıp, içinin boşaltılması sorunu ile karşı karşıyayız. Kadın konusunun yükselişi tam da bu dönemde önem kazanıyor. Eleştirel çıkışlı siyasal ve toplumsal hareketler, dar ve kof çerçeveler içinde mevcut sistemin köklü eleştirisini perdeliyor. Sadece kadın konusu değil, gençlik ve benzeri temalı popüler söylemler de aynı kapıya çıkıyor. Ciddi ve köklü tartışmalar ortadan kaybolurken, gençleri siyasete katsanız ne olacak sorusunu soran yok, kaldı ki, aynı şekilde, gençlik neden bir siyasal kategori olsun?
Klasik sol siyaset, sınıf ve sınıf mücadelesi dışındaki sorun ve konulara kapalıydı, böyle bir zaafı vardı. Ancak, hal böyle diye, özellikle sol siyasetin, kapitalist sisteme temel itirazlarını rafa kaldırıp, onları görmezden gelen tartışma alanlarına kayması kadar kabul edilemez bir şey olamaz. Küresel kapitalizmin dünyayı tam bir eşitsiz talan alanına çevirdiği, üstelik yeniden askeri müdahalelerin, otoriter siyasetlerin gündeme geldiği bir dünyada, siyasi eğilim farklarını önemsemeden kadınların siyasete daha fazla katılımını essahtan bir mücadele alanı olarak görmek kadar yanıltıcı bir yaklaşım olamaz. Kapitalist Batı demokrasileri, krize girdikleri noktada, kadın konusu gibi hassas mevzular ve sözde özgürlük söylemleri üzerinden kendilerini temize çekmeyi, tartışma alanını başka zeminlere kaydırmayı başarıyorlar.
Kadın, etnik ve kültürel kimlikler, temel özgürlükler konularını es geçmeden, dünyanın içinde bulunduğu hali hakkıyla eleştiri konusu edebilmeyi başaran yaklaşımlara sözüm yok, olamaz. Ancak, 'terör' bahanesiyle temel hak ve özgürlüklerden geri adım atmakta tereddüt etmeyen, dahası, ABD'nin işgalci siyasetiyle ittifak eden ülkeleri, kadın kotası var diye, 'demokrasi' kalesi farz etmeye giden yaklaşımlara dikkatinizi çekmek isterim. Diğer taraftan, etnik ve kültürel kimlik ve özgürlükleri savunmak adına, Kürt siyasetlerinin giderek daha fazla bölgedeki ABD işgalinin doğal müttefikleri haline gelmelerine ses çıkaramamayı anlamam mümkün değil.
Kadın konusuna geri dönersek, memnuniyetle görüyorum ki, kadın kotasının yılmaz savunucuları, siyasette esas olanın dünya görüşü olduğunu isteksizce de, kabul etmeye başladılar. Kadın deyince her kadının siyasete katılımı onları memnun etmiyormuş. Tamam ben de bunu söylüyorum. Bu şartlar altında, yine de 'kadın' vurgusu yapabilmek için uydurdukları bir yol var; 'kadın gibi kadın', 'kadın duyarlılığı olan kadın' gibi kavramlar icat edilmiş vaziyette. Hemen söyleyeyim, bunlar kadar saçma kategoriler olamaz. Hiçbir kadının bir diğerine, nasıl kadın olunması gerektiğini dikte etme hakkı olamaz. Dahası, (hiçbir şekilde izah edilemeyecek) 'kadın duyarlığı' olan kadınların dünyayı düze çıkaracağını farz etmek, dünyada olan biten tüm kötü şeylerden, erkek cinsinin 'karakter bozukluğu'nu sorumlu tutmak gibi sığ ötesi tuhaf bir çıkış noktası olduğu açık. Bu ve buna benzer yaklaşımlarla dünyada olan biteni kavramak ne kadar mümkünse, daha iyi bir dünya umudumuzu kadınların siyasete katılımının artmasına bağlamak o kadar mümkün.
Mağdur ve mazlumdan yana olmak başka bir şey, mağdur ve mazlum olmayı temel siyasi çıkış kategorisi saymak başka bir şey. 'Zenciler, kadınlar, Kürtler, eşcinseller, şu veya bu ülkede, şu veya bu dönemde mağdur ediliyor' deyip, karşı çıkmak başka şey, 'Temel çatışma bu gruplar ile diğerleri arasındadır, bu gruplar siyaset sahnesine çıkarsa işler düzelir' demek veya demeye getirmek başka bir şey. Çift mağduriyet taşıyıcısı Condaleezza Rice örneğini bir kez daha hatırlatmak isterim. 'O başka, zenci ve kadın duyarlılığına sahip değil' deyip işin içinden çıkmak mümkün değil. Kadınlar da, zenciler de, erkekler ve beyazlar gibi daha adil, özgür ve eşit bir dünyadan yana da olabilir, karşıt da. Siyasal ayırım, siyasal tartışma, siyaset nasıl bir dünya istediğimize ilişkin farklılıklar üzerine kurulur, o zaman anlamlı ve umut vaat edici olabilir.
'Bir kadın düşmanı' ilan edilmenin eşiğinde, ısrarla, daha adil, özgür ve eşit bir dünyadan yana erkeklerin bana, bu umuduma karşı konumlanan kadınlardan daha yakın olduğunu düşünüyor ve hissediyorum.