Kadınlar ve siyaset

Salı günü, Ka-Der'in 'bıyıklı kadınlar' kampanyasına ilişkin görüşlerimi yazmıştım. Yazının bir bölümünde özetle, "Bazı kadınların siyasete katılması önünde yasal engel var, bunlar başörtülü kadınlar...

Salı günü, Ka-Der'in 'bıyıklı kadınlar' kampanyasına ilişkin görüşlerimi yazmıştım. Yazının bir bölümünde özetle, "Bazı kadınların siyasete katılması önünde yasal engel var, bunlar başörtülü kadınlar, ama kampanyacı kadınlar onlarla pek ilgili değil, hatta birçoğu karşı" demiştim. Bunun üzerine, Yeni Şafak gazetesinden aradılar, kampanyaya katılan kadınlara, benzer bir kampanya için 'Başörtüsü takar mısınız' sorusunu sormuşlar, 'Hayır' cevabı almışlar, benim takıp takmayacağımı soruyorlar. Tabii ki 'Evet' cevabı verdim.
Bunu bir tarafa bırakalım. Herkesin bu konuda görüşünün, önceliklerinin, farklı olması kadar doğal ve saygıdeğer bir şey olamaz. Nitekim, sevgili Meral Tamer ile bu konuda ayrı düşmüşüz, o 'Takmam' demiş ve neden böyle düşündüğünü, 'Mesaj için bıyık takarım türban takmam' başlığı ile, dünkü yazısında (Milliyet) açıklamış. Dediğim gibi, bu veya başka bir konuda herkesin ve bu arada, iki kadının farklı düşünmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ben, kadın siyasetleriyle ilgili olarak, işte tam da bunu söylüyorum.
Kadın olmak siyasi bir duruşu tarif etmeye yetmez, söylediğimiz bu. İşte iddiamızın son kanıtı; Ka-Der'ci kadınlar ve kampanyaları. Onlar ki, her şeyden önce kadının siyasete katılımını önemsediklerini ve desteklediklerini ileri sürüyorlar ve bakın daha bu en genel dayanışma çizgisinde farklılık söz konusu oluyor.
Tekrar etme gereği duyuyorum, benim yadırgadığım kadınların şu veya bu konuda farklı düşünmesi değil. Tam tersine, ben farklılıkların altını çizmeye çalışıyorum. Bu farklılıklar varken, yokmuş, kadın olmak siyasi bir ortak eksen oluşturmaya yetermiş gibi davranmanın çelişkisine dikkat çekmeye gayret ediyorum.
Her konuda olduğu gibi, başörtüsü konusunda benden çok farklı düşünen birçok kadın var, olması da doğal, kimseye 'Vay neden bıyık takıyorsun da, başörtüsü takmıyorsun?' deme hakkımız yok.
Meral Tamer'in de ifade ettiği gibi, muhatabımız başörtüsünün öncelikli sorun olmadığını düşünüyor olabilir, hatta tersinden sorun olduğunu, yani tehlike olduğunu ve yasak kalması gerektiğini düşünebilir. Bunlar son derece anlaşılır tutumlar.
Yine, tekrar edeyim, kabul edilmesi zor olan, siyasetin temeli, fikir, görüş, tutum ayrılıklarıyken, cinsiyet gibi bir kategoriyi 'siyasi' kategori olarak algılamak. Hemen 'Biyolojik cinsiyet değil, 'toplumsal cinsiyet'ten (gender) bahsediyoruz' demeye kalkmayın. Biliyoruz ve artık 'gender' meselesini bilmeyen okur yazar kalmadı. Bu kavram kadınların topumsal, tarihsel serüveni ve konumu hakkında değerlendirmeler açısından son derece zihin-ufuk açıcı ancak, 'kadın'ı siyasal kategori olarak tarif etmeye yetmiyor. Dahası, 'gender' kavramını dahi, biraz zorladığınızda, kadın konusunu, bir yandan 'özcü'lüğe (essensialism), diğer yandan, ondan kaçarken, toplumsal belirlenmeciliğe savrulan, tuhaf bir çıkmaz sokağa sürüklüyor. Feminizm çalışan kadın arkadaşlarımız bu tartışmaları iyi bilirler, öyle değil mi?
Her neyse, bırakalım, konuyu dallandırıp budaklandırmayı, türban sorusu iyi bir açıklayıcı işlevi görüyor. Sadece kadın ve siyaset konusunda değil, Türkiye'deki temel siyasi fay hatları konusunda da açıklayıcı. Demek ki, Ka-Der çatısı altında toplanan kadınların (hepsi değilse de) çoğu, öncelikle, sağ veya sol siyasi çizgide ayrışmayı önemsemiyorlar veya kadının siyasete katılması misyonunun önünde görmüyorlar, ama başörtüsü öyle değil. Demek ki, başörtüsüz kadınlar, kendi içlerindeki siyasi farklılıklar bir yana, başka bir kadın grubuna karşı farklı bir eksen oluşturuyorlar.
Sevgili hanımlar, istediğiniz konuda istediğiniz gibi düşünmeye, ayrışmaya hakkınız var, ister şu konuyu, ister bunu önemser ve uğruna mücadele verirsiniz. Hatta, ister sadece 'daha fazla kadın Meclis'e girsin' konusuna yoğunlaşırsınız, ancak daha yolun başında başka bazı kadınlarla aranıza ayrılık girecek, yolun başında olmazsa ikinci adımda farklılaşacaksınız. Bu kötü bir şey değil, tam tersine, siyasetin tanımı zaten özetle; 'görüş ayrılığı'. Siz, görüş ayrılıklarını görmezden gelerek veya ikinci plana atıp, 'kadın olma'yı öne çıkardığınız sürece, kadın konusunu daha fazla siyasete sokmak adına, siyaset alanının dışına çıkarıyorsunuz. Sorun bu.